Herkes birbirine benziyorken, seni gördüm. Sıkışıp kaldık mı cancağızım, ahir zaman üstümüze çökmüşçesine… Kurt, kuzudan korkar olmuş. Kuzu, kendini korumak zorunda çaresiz, aynaya baksa, kendini tanıyamaz olmuş. Bir varmışız, bir neymişiz belli değil… Oysa kokun hep aynı, oradan hatırlıyorum seni nasıl sevdiğimi neyse ki... Yoksa dünya yansa, dumanını bile duymaz olmuş burnum. Ah o burnumda usulca tütenimmiş meğer ismin. Kaybetmemek için vazgeçmişim koklamaktan, yılları, yolları, yabancı sonları koymuşum aramıza, inkar etmek olmuş sevdanın adı bu masalda. Düşlerini dürüp kaldırdığım çekmecelerin bile yerini unutmuşum. İçimde kilidi bozuk bir sandık açılıverirse, onlarca yılı koklayarak telafi edebilir mi insan? Kuzu kuzuluğunu hatırlar mı korkmayı bırakıp? Hem ne geldiyse korkudan gelmedi mi başımıza? Kazandık mı şimdi biz o inkar denizinde? ''Sen ve ben'' mi kazancın adı, yoksa ''senle ben'' miydi dünyaya gösteremediğimiz acı kaybımız? Biliyormusun nerededir aidiyetimiz? Duy yeter...

Daha cesur oluyor ya insan büyüdükçe, ''en kötü ne olur?’’ lar diyarında, ''aman canım, üç günlük dünya'' tesellileri eşliğinde, balıklama atlama şampiyonuyuz hepimiz. Bir kere vazgeçince, kaybedecek birşeyimiz kalmamışçasına salıyoruz kalbi kurtlara, büyümek dediğinin meali oluyor işte bu… Oysa nolucaksa olsunlar bitiriyor bizi. Büyütmüyor, kanımızı emiyor, küçültüyor, azaltıyor... Olacak olan oluyor zaten. ''Seviyorsan git söyle bence'' diyor zamane büyük düşünürleri, insan gerçekten sevince söyleyemiyor bile, daha da büyük düşünüyor, düşünmelere doyamıyor. Öyle bir seveceksin ki, kaybetmenin zerresi kanını donduracak, vazgeçeceksin kendinden, onsuzluk fikrini yine onsuzlukla taçlandıracaksın. Gözüm görsün, tenim değmese de olur diyeceksin. Var mı sende o çocuk yürek? Utanmayı, kızarmayı, vazgeçebilmeyi biliyordun birzamanlar. Egon değildi gözünü kör eden, aşktı. Gerekirse boyun eğebilmeyi biliyordun karşısında. O, seni hep iyi bilsin diye, içine içine ağlıyordun da kötü renkleri yine kendine saklıyordun. Asıl ayrılık, onunla olamamakla başlamıyordu, asıl ayrılık, onu kaybetmek demekti. Kaybedeceğine, içine gömüyordun her nefeste. Aynı nefesi alıp veriyorsun yıllardır da oksijenin azalıyor sanki git gide. Vazgeçtiklerinin saflığı canını acıtıyor, burnuna çalınan sana ait bir kokuyla. Onu da değil belki artık, onu seven halini özlüyorsundur…


NEYİMİZE YETMİYOR SONSUZ MASAL

Karıştı mı kafalar iyice? Güzel… Karışmadıysa, sizde de bir boşluk hissi hakim demektir. Şu sıralar motivasyonunu kaybetmiş, heyecanını yitirmiş, depresyona bile girecek hali kalmamışlarımız bol. Bu da geçecek elbet. Yüzleşmeler mevsimindeyiz bana sorarsanız, kendi kendimizle yüzleşiyoruz. Çok iyi bildiğimizi sandığımız geçmişimizi temize çekiyoruz, hayat karşımıza görünmez bağlarla bağlı olduklarımızı çıkartıveriyor. Orada bir yerlerde tanıdığımız ama ha bugün ha yarın ararım deyip, ertelediklerimizden tutun, unuttuğumuz aşklar, küs olduklarımız, içimize gömdüklerimiz, dışımıza vurduklarımız, ne varsa karşımıza çıkıyor. Sebebini bilmiyorum, siz isterseniz astrolojiye bağlayın, ben Kuantum’dan tutup, Karma’dan yakayım, mantıklı açıklaması, sadece ve sadece varoluşumuz. Yine olması gereken oluyor. Peki ya o vazgeçtiklerimiz tekrar karşımıza çıkınca ne mi yapacağız? Size, gaza gelin, hiçbir şey boş yere karşınıza çıkmaz, atlayıverin diyemem. Kendinizi dinleyin, hayatı dinleyin, bir kokuya takılıp sürüklenmeyin, içinize çekin önce, dışınıza ne çıkacak ona bakın. Yoksa dünya hep aynı işte, nefes al, nefes ver. Ey okur, nefesine eşlik edenlere nefsinde güzel yerler ayır, yeter. Nefesini boşa harcatanlardan kop artık. Kop o affedemediklerinden, kimse değişmez, herkes nefesinde saklı, sen çıkartmaya çalışma kimseyi, kendini bulmaya bak, yeter. En çok neyi özlüyorsun bir düşün, daha çok güldüğün günleri nerede kaybettin? Kişilere bağladıysan kahkahanı, geri al artık onu, yine kendinde bul en güzel gülüşleri. Göreceksin, sen gülünce, eşlik edenler olacak yeniden. Sen hep kendine yakışanı yap. Kalabalıklarda değersizleşmektense, kendinden çoğalmanın tadını çıkar. Kaldığın yerden sarılırsın yıllar da geçse, seni doğru bilenle, tadından yenmez, yanında da yatılır korkmadan dünyadan.

Kaybetmemek için ettiğimiz inkarları tıktığımız çekmecelerden çıkartma vakti şimdi. ''Sen ve ben'' de değil mevzu, ''senle ben'’ de… Memnun değilsen halinden, asıl seni çıkart hapsettiğin delikten önce. O içinde uluyan kurdun da tasmasını çıkart, sal gitsin, kendi dağında ulusun, sen de rahat et, bakarsın bir yol bulur, kendiliğinden gelir kokusuna yakışanın. Zamana değil, insana inan sen. Dedim ya, kimse değişmez, senin olan, asırlar sonra da senindir. İnkar da etsen, içine de gömsen, kalbine değmiş olan, hep anlamına yakışır. Üstüne çöken rehavetin de bir sebebi var, dingin tut kalbini, daha çok yolu var sürüden ayrı koşacağı. Salma bu kez onu kurtlara, ilk çayırın daha da güzel şimdi, toprağını seven çiçekler gibi güzelleşeceksin, kaçmayı bıraktığında ait olduğundan…
Aidiyetin nerede mi? Ya şundadır ya bunda mı? Yanılma, helvacının kızı da öldü. Ya sendedir ya sende! Bedenine sığmaya çalışan cesur ruhuna bak, aidiyetin sonsuzluk senin. Kazanmak da yok, kaybetmek de o inkar denizinde öyleyse şimdi. 
Ve dünya benim nefesimde dönüyor, duyuyorum, kokun hala çok güzel… 
Bir senmişsin, bir ben... Neyimize yetmiyor bu masal? 
Ruhundan öperim ey okur…

                                                                                           Aşk’a uyanın, gerisi kolay…

MERVE ÇALOĞLU

merve.caloglu@sondakikaturk.com.tr

mervecaloglu.com

          

Yükleniyor...
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner54

banner53