Varoluş… Öyle ya, varız ama sebebini arayanımız az. Bulana rastlamış olmaksa, kendi adıma muazzam bir coşku yaratıyor. Sevgili okur, bildiğiniz gibi genel olarak röportajlarımı öylesine yapmış olmak için yapmıyor, kalbimin o ince notasına dokunan kişilerle söyleşmeyi sevdiğimden yapıyorum. Sonra da güzel derleyebilirsem, sizlerle paylaşıyorum ki, birlikte çoğalalım. Müzikal geçmişim gereği, ister istemez dansla haşır neşir oldum yıllar içinde. Birbirinden kıymetli bir çok dans eğitmenim ve arkadaşım oldu. Geçirdiğimiz zorlayıcı günlerin üstesinden müzikle, sporla, sanatla ve dans ederek gelebileceğimizi defalarca söylemişimdir. Tamamen hayatın bizi rastlantısal şekilde biraraya getirmesi sonucu, verdiği grup dersine girdiğim bir adam var şimdilerde hayatımda. İlk kez dersine girdiğim gün pek keyifsizdim, bana iyi gelecek bir kıvılcım arıyordum. Meğer fazlasına sahip bir ateş topuna bulaşmışım. Dışarıdan dersine baktığınızda, deli gibi eğlenen öğrenciler ve yaptığı işten zevk alan sıra dışı bir eğitmen görürsünüz. Dersine girince, kurduğu cümlelerle ‘’bak bende bir şey var’’ diye, içten içe çağlayan ve ışık saçan bir enerjiyle karşılaşıyorsunuz. O, kendi kurallarını koyan, çalıştığı salonların koyduğu zaman dilimlerinden bağımsız, insanları ötekileştirmeden, bir olmaya çağıran ve bunu, kırıp dökerek değil, dansın mucizevi iletişim gücüyle yapan bir büyücü adeta. Cinsel tercihini göğsünü gere gere sergileyebilen, dişil enerjinin kıymetini, farkında olmayan kadınlara öğreten, dansla iyileşme, dönüşme ve kendine kabul verme sağlayan bir şifacı adeta. Kim olduğunu da, amacını da bulmuş bir savaşçı. Sizleri gereksiz yaşam koçu zırvalıklarından, fazla kilolarınızdan, özgüvensizliğinizden, mutsuzluğunuzdan ya da sevgili travmalarınızdan kurtaracak mucizeyi buldum, köşemde tanıtmaktan da gurur duyarım. Buyurun size yaşamın bir hediyesi, yeni ama uzun olacağına inandığım arkadaşım Tuğra Enfiyeci… 

Dansa nasıl başladın?
İbadet şekillerini sorguladığımda, en ilkel ibadetin, dansla başladığını düşünmüşümdür. Kendimi beden diliyle daha iyi ifade edebildiğimin farkındaydım, bunu müzikle birleştirdiğimde, muazzam bir şey ortaya çıkıyordu. Durduğumuz yerde varolan statik enerjimiz, hareket edince kinetiğe dönüşüyor, dalgalanmak, denize taş atmak gibi… Dans ederken, bedenim tamamen kendince hareket ediyor ve tanrıya yaklaştığımı hissediyorum. Dans benim için bir inançtı, bunu insanlarla paylaşmam gerektiğini farkettim ve yollarını eğitmenlikte buldum. Şimdi bunu paylaşıyorum.

Dersler böyle mi başladı yani?
Evet, dersime mutsuz giren insanların, çıktıklarında mutlu olduklarını görüyorum artık. Dans, sadece müziğe eşlik etmek değil, senin tüm gördüklerin, tüm yaşadıklarının aromasının yansıması. Bedeninin hareketine anlam veren, senin hissettiklerin oluyor. İnsanlarda ve kendimde bunu gözlemlemek çok keyifli.

Denize taş atmak dedin, aynı şekilde sen de insanlardan besleniyorsun bu dalgalanmada, doğru mu anladım?
Kesinlikle! Kadınlardan çok besleniyorum. Bunu zaman içinde çok sorguladım, önce cinsel tercihimle alakalı sandım ama sonrasında alakası olmadığını farkettim. Benim yaşadığım toplumda, kadınlar çok bastırılmış şekilde yaşıyorlar. Sahip oldukları etiketlerin ardında kadın olduklarını, varlıklarını inkar eder hale gelebiliyorlar. Oysa kadın çok başka bir ernerji...

Sence kadın enerjisi nasıl bir şey?
Sarmalayan, büyük bir çatıya sahip bir enerji. Rüzgarda süzülen zarif bir ışık hüzmesi gibi. Elle tutulması zor, estetik, yumuşak bir enerji. Ama çalıştığım kadınlar genelde başlarda daha sertler, su gibi akışkan olmayı reddediyorlar.

Ne yapıyorlar mesela?
''Oryantel yapamam, o hareketi ben beceremem, öyle kıvıramam ben'’ deyip, baştan reddediyorlar. Oysa kadın, varlığını sergilemeli, sergileyip elde edilmeyi beklemeli. Kadın enerjisi, sahip olduklarıyla harikalar yaratır, erkekse sahip olduklarıyla olduğu gibi harikadır ama yaratıcılığı kadına göre zayıftır. Kadın, o yaratıcılığı kullanmadığı zaman, kendi ışığını söndürüyor diye düşünüyorum.

Tüm bunların bize ne faydası var sence?
Beden kırılınca, yani kendi koyduğu sınırları ortadan kaldırınca, ruh da kırılmaya başlıyor. Çok sıkıntılı bir süreçte olduğunu veya taşıyabileceğinden fazla yükle yaşadığını düşün, senin kambur durmaman mümkün değildir. Kendine güvensiz ve muhtaç olduğunu düşünerek yaşıyorsan, boynun mutlaka aşağıda olacaktır ya da tam tersi, kibirli ve insanlara üstten bakan biriysen, boynun gereğinden fazla dik, kazık gibi de bir beden dilin olacaktır. Tüm bunları dengelemek lazım, işte bu da dansla oturuyor. 

Ne güzel ele alıyorsun dans deyip geçilen şeyi, açalım mı biraz daha?
Tüm dinlerde, tanrının önüne çıktığında bir takım eylemlerde bulunuyorsun. Namaz, yoga vs.. Eğer bir eylem gerçekleşmesi gerekmeseydi, inanışın etkisi daha az olacaktı. Oturduğun yerde dua ettiğini düşün, bir de bunu hareket ederek, yürüyerek yaptığını... Kesinlikle hissettiğin duygu, hareket halindeyken daha kuvvetlidir. Dans, bedeninle ruhunu birleştirdiğin tek platformdur bence. Yaratıcılığı, bedeni ve ruhsal enerjiyi en iyi şekilde kullanabildiğin yerdir dans. Dolayısıyla dans eden kişi, kendini bulma yolunda çok büyük bir adım atmıştır. 

Sanki sen, insanların kendilerini bulma yolunda da koçluk yapıyorsun bir nevi, danışanın oluyor mu bu noktada?
Kesinlikle oluyor. Özel hayatlarındaki sorundan, kendilerinden şikayetçi oldukları özelliklere kadar benimle paylaşıyorlar. Başka insanların kendisini çok kaba buldukları için şikayet eden öğrencim de oldu, özel hayatında dikiş tutturamadığı için dert yanan öğrencim de. İnsanların dans ederken dinledikleri müziklerden tutun, müziğe verdikleri tepkilere kadar gözlemleyip, elimden geldiğince kendi kabullerini sağlamalarına yardımcı oluyorum. 

İnsanları değiştirmek değil yani mesele...
Asla değil. Herkesin kendini bulması ve olduğu gibi kabul etmesini sağlamak mesele. Vücuduna uyan, enerjini en doğru şekilde yansıtabileceğin tarzı bulmak mesele. 

Sadece kafana göre koreografi verip, dans çalıştırmıyor, bir nevi psikoterapi yapıyorsun bana sorarsan...
Öyle de denebilir. İnsan robot değildir, herkes kendini bulmalı şu hayatta. Zaten ''elalem ne der?’' baskısıyla kendini gerçekleştirememiş insana, ''al şimdi bu hareketi yap'' diyerek yardımcı olamam diye düşünüyorum. Binlerce karakterle çalıştım bugüne kadar. Dolayısıyla bunların hepsinin özümsenmiş ve değerlendirilmiş bir sonucu var bende. Karşıma ilk defa gelen kişinin, dans edişinden, grup içindeki halinden tavrından, tepkilerinden neye ihtiyacı olduğunu artık çözebiliyorum. Beni en keyiflendiren şeyse, kişinin dersime ilk geldiği gün ile aylar sonraki hali arasındaki, kendini kabule yaklaşmış olma halidir. Hala kötü dans ediyor olabilir ama giyim tarzından, sosyal hayattaki duruşuna kadar gelişim göstermişse, eğitmen olarak o zaman keyif alıyor ve tatmin oluyorum.

Farkındalığın çok yüksek, kendini keşfedip insanlara bunu anlatmak istemişsin, sen nerede rahatlıyorsın bu kadar insanla uğraşırken?
Anlatmak istediğim de bu. Bu yükü ben sırtımda taşımıyorum. Yaptığın işle bir olunca, senin için yürümek gibi oluyor. Bir grup dersine girdiğimde, o gruptaki en yardıma ihtiyacı olan kişiyi özellikle seçiyorum. Bunu hareketlerindeki tereddütten, giyiminden kuşamından anlıyorum. Hata yapmaktan korkan kişinin yerine kendimi koyuyorum, onunla da bir oluyorum. Bu bir yansıma, dolayısıyla benim bir parçam gibi, bir olunca yorulmuyorsun.

Bitmeyen ve dikkat çeken enerjinle çok eleştiriliyor musun? 
Evet. En başta da cinsel kimliğimi açık yaşamamdan dolayı eleştiriliyorum.

Bu hala eleştiriliyor mu? 2017’ de değil miyiz?
Ne yazık ki öyle. Erkekler daha çok eleştiriyor. Kendi erkeklikleri için prim yapabilmek adına, benim erkekliğimi aşağılayarak rahatlıyorlar sanırım. Kadınların durumuysa daha zor, aslında sizi seviyor olmasına ve kabul ediyormuş gibi davranmasına rağmen, bir gün gelip ‘’ya aslında bunun bir tedavisi varmış’’ diyebiliyor. 

Eşcinselliğin halen bir hastalık olduğu mu düşünülüyor?
Ne yazık ki öyle. Cinsel tercih seçiminden dolayı, psikolojik rahatsızlık yaşadığımız düşünülüyor. Oysa insanlar bunu olduğu gibi kabul ettikleri gün, kendileri de özgürleşecekler. Ben özgürüm, kendimi saklamıyorum. 

Kendini kabul ettirmeye çalıştığın zor dönemlerin oldu mu?
Hala var. Ben kendim için önemsemiyorum ama benim bir kardeşim var, evli ve bir çocuğu olacak. O çocuğun da cinsel tercihinin ne olacağını bilmiyoruz. Eğer bir kişinin bile zihin yapısını değiştirebilirsem, o çocuk için iyilik yapmış olacağım. Zamanında birileri de bizim için sisteme baş kaldırsaydı, ben de bugünlere daha kolay gelirdim. 

Bu noktada en büyük destekçin kadınlar olmalı bence, bu toplumda zoru yaşayan bir cins olarak, ne dersin?
Evet öyle ama ne yazık ki kendinden daha zor durumda olanı ezmeyi tercih ediyor insanoğlu. Ayrıca kadın izin vermediği sürece, ezilmez bence. Kadınlarımız, sahip oldukları gücü kullanmaya korkuyorlar, korkmalarını anlıyorum ama en rahat standartlarda yaşamış olan kadın öğrencilerim bile, derslerimin sonuna özellikle eklediğim, seksapalitesi yüksek hareketleri yapmaktan korkuyorlar. Oysa, orada onları görecek kimse yok ama soyunma odasında haklarında söylenebilecek olanlardan korkuyorlar bilinçaltlarında. Aslında kendilerine iyi gelecek olandan, ''elalem ne der?'' diye vazgeçiyorlar.
 
Sistem dayatması bu, değil mi?
Kesinlikle öyle. Sistemin kadınlara dayattığı güzellik standartları da var. 90-60-90 olmayan kendini kadından saymıyor. Oysa mutluluk, o ölçülerle elde edilmiyor.

Korkuların var mı?
Ölümden korkuyorum. Bir daha dans edemeyecek olmak beni korkutuyor. İçimde varolan enerji, başka bir şeye dönüşecek diye inanıyorum ama bu hayatta aldığım keyifleri bir daha alamayacak olma düşüncesi, beni korkutuyor. Yaptığım şeylerden çok zevk alıyorum. Yaşadığım her saniyenin, maksimum oranda farkına vararak yaşamamı sağlıyor ölüm bilinci. Hiçbir şeyin ertelemeye değmediğinin farkındayım. Bir boşvermişlikle değil, yaptığın herşeyin tadını çıkararak yaşamalı. Ne kadar geç ölürsem o kadar iyi. Görevim, bugün dersimi verip, bir kişi dahi olsa mutlu etmekse, onu yapmış olmak, bana yaşadığımı hissettiriyor. 

Bu kadar çok ve değişik karakterlerle çalışmış olmak, sana başka projelerin kapısını açar mı dersin? Kitap yazmak ya da oyuncularla çalışmak gibi?
Ben bunu profesyonelleştirdiğim noktada kaybederim. Dersime girenlerin gerçekten bana ihtiyacı var, bunu kalpten yaptığımda fayda sağlıyorum. Bunu planlayıp, projelendirince, işin büyüsü kaçar. Her karakter bambaşkadır, kişiye özel yaklaşımımı kaybeder ve genellemeden yola çıkan bir sisteme dönüşürsem, bu iki taraf için de faydasız, sıradan bir dans dersinden başka hal almaz.

İlk kitabı tutmuş yaşam koçlarının, ikinci kitapta patlamaları gibi mi?
Evet, işi ticarete dökünce kaçınılmaz son. Oysa ben, öğrencimin kurduğu bir cümleden, ona yakışan dans figürünü bulmanın peşindeyim. Kişinin ortaya çıkarmak istediği ama bir türlü nasıl yapacağını bilmediği şeyi arıyoruz öğrencilerimle birlikte. Karşılıklı enerji alışverişi bu. Yaşamda renge ve dengeye ihtiyaç var. Kapitalist sistemin bize pompaladığı alışkanlıklardan uzak duruyorum. Bu hayatta kazanabileceğiniz mühim iki şey var, biri tecrübe, biri de insan. İnsan nefes aldığı sürece, herşeye baştan başlayabilir. 

Voleybol antrenörlüğü ve kişisel spor hocalığı yapmışsın. O dönemlerin nasıldı?
Çok sıkıcıydı, kendi stüdyomu açmış olmama rağmen, ''hadi sana para ödedim, beni forma sok'’ mantığı, bana göre değildi. Dolayısıyla ''personal trainer’' mantığını da kendime göre uyarlamak zorunda hissettim. Herkese aynı bacak hareketini veremezsiniz, çünkü aslolan, serotonin salgılatmakken, vücudu strese sokmak, insanı spordan soğutur. Öğrencilerime sahnede olduklarını söyleyerek başlıyordum derse. Zayıflamak için değil de kendi konserlerine hazırlanıyormuş gibi çalıştırıyordum. Benim grup pilates derslerim bile, müzikal provasındaymışız gibi geçer. Öncelik herzaman keyif almaktır. 

Sosyal yaşantında da mı böyle bu? Sen, keyfin ve kahyası ne durumdasınız?
Enerji kaynağıyımdır. Gittiğim heryerde ortama karakterimi koyarım, ortamın enerjisine uyum sağlamak zorunda değilim, enerjim ortama tatlı bir şekilde uyum sağlarsa, devam ederim, sağlamazsa, o ortamdan çıkarım. İnsanlar, seni çok iyi uyum sağladığın için takdir ettikleri zaman, bu başarı olmuyor ama insanlar, senin peşinden gelmeye başladıkları zaman, kendin olarak, sıradışı birşeyler yaptığın zaman, başarmış oluyorsun. Hayattaki başarı budur. 

Sen herşeyinle bir bütünsün bana göre ama kendini mesleki olarak nasıl tanımlarsın?
Ben Tuğra Enfiyeci’yim. Evet, mesleki olarak fitness uzmanıyım, kişisel ve grup ders eğitmeniyim ama sahneye çıktığında, derse girdiğinde ne yapıyorsun diye sorarsan, Tuğra Enfiyeci oluyorum. Eğitmen kimliğimle, verdiğim hareketlerin güvenli şekilde yapılmasını sağlıyorum, bu işin yüzde on kısmı, geri kalanıysa suya attığımız taşın izleri işte, onu da o gün belirliyor. Ben insanlara eşlik ediyorum. Sahip olduklarımla insanların hayatlarına güzel dokunuşlarda bulunuyorum. Sen bugün benim Zumba dersime gelirsin ama o gün ben, seni hiç Zumba yaptırmadan yollayabilirim, oradan yine de bir şey alıp çıkarsın. İnsanlara ihtiyaçları olanı vermek, asıl çıkış noktam. Kuralların olduğu yerde keyif alamayız, biz derste kendi kurallarımızı koyuyoruz. 

Derse neden geç başlıyorsun?
İmam cemaat ilişkisine dönmemek için. Bir saat dans etmekle, bir saat dans etmek arasında fark var. O farkı öğretmek benim işim.

Sence 5 duyumuzdan en önemlisi hangisi?
Kesinlikle dokunmak. Görmesem de, duymasam da dokununca hayal edebiliyorum. Derslerimde, kadınlara hep kendilerine dokunmalarını sağlayan hareketler vermeye çalışırım. Bedenini sevmek, kendinden keyif almak, saçına dokunup, onun dokusunu hissetmek, kendine yaklaşmanı sağlar. Müzik olmasın, görme, karanlıkta birbirine dokunarak dans et, yaptığın figürlere göre müzik yaratmış olursun. 

Ülke sınırlarının ötesinde hayallerin var mı? Şu sıra ülkeyi terk eden edene, sen de gitmek istiyor musun?
Benden önceki kuşak bir şeylere müdahale etmediği için yaşadığım sorunları, ben de kaçıp gidersem, çözemeyeceğiz. Kalıp, bana ihtiyacı olanlara yardım etmeye devam edeceğim. Bunu, olduğum kişiden gurur duyarak, değişmeyerek, güzellikle öğreterek yapacağım. Müdahale edilemeyecek tek bir yer varsa, o da benim zihnimdir. Zihnin yapımla, ''buradayım'' demeyi seçiyorum.

Çalışma ortamınla ilgili sıkıntıların oluyor mu?
Giydiğim kıyafetlerden, verdiğim hareketlere kadar karışan kulüpler oluyor ve dolayısıyla onlarla çalışmıyorum. Ben gizlenecek, korkulacak, utanılacak bir iş yapmıyorum, dans ediyorum. Dans etmeyi, kendini tanımayı, güçlü olmayı, kendini bulmayı öğretiyorum. Bunu, önüme konulan yasak hareketler listesiyle yapamam. O zaman sadece, belli başlı hareketlerle, öylesine dans etmiş oluruz. Kendim olmaktan vazgeçmiş olurum. Zamanında Zumba derslerim çok oryantalist bulundu, inadına daha da çok oryantal yapmaya başladım. ''Başkaları ne der?'’ diye, istediğimiz gibi davranamamak, toplumdaki şiddeti bile beslemekte. Güçlü durmalıyız. 

LGBT dernekleri de cinsel ayrımcılığın altını çizmiyor mu aslında?
Farkındalık yaratırken, farklılığın altı çizilebiliyor evet. ‘’Beni kabul et'' diye direnmek, bir şey sağlamaz. Asıl önelmli olan, üstünüze gelindiğinde geri adım atmamaktır. Asla olmadığınız biri gibi görünmemeniz gerekir. Kendini sakladığın zaman, psikolojine zarar verirsin. Kiloluyum diye, kalçanı kapatmak için taytının üstüne bir şey bağladığında, o kalça seni daha da rahatsız edecektir. Elimizde olanlara sahip çıkmayıp, kendimizde olmayanları arıyoruz çoğu zaman. Ben derneklerde eskisi kadar çok aktivist olarak yer alamasam da destek vermeye çalışıyorum ama kendi kendimize konuşup, kendi kendimizi dinlemekten ziyade, heteroseksüellerin de katıldığı toplantılar daha faydalı olacaktır. Lgbt bireylerle konuştuğumda, henüz ailelerine ve çevrelerine açılamamış olanları gözlemliyorum. Daha kim olduğunu çevresine açıklamayan insanların, şikayet etmeye hakkı yok diye düşünüyorum. 

Oysa belki de bir rehbere ihtiyaçları vardır...
Tanrıyı bulmuş kişinin rehbere ihtiyacı yoktur, ben Tanrı’nın bir parçasıyım, onun bir mucizesiyim, o mucizeye yakışır şekilde yaşıyorum. Tanrının sana verdiği değere bak, sonra kendi kendine verdiğin değere bak. Hayatın ne kadar değerli olduğunun farkına varmamız lazım. Bazı insanların çıkarları ve menfaatleri için oluşturulmuş kurallar dizisine uyum sağladığımız sürece, hep bir rehber arayacağız ama bulamayacağız. 

Zamansız mısın? Gelecek kaygın var mı?
Bir insan, piyangoda bir kaç rakamı tutturunca, önündeki yıllarda yaşamasına yetecek ve artacak paraya sahip olabiliyor ama 15 yılına sahip olamıyor. Ne acı ki, aynı insan, o paraya ulaşabilmek için 15 yılını öylesine harcayabiliyor. Maddi anlamda bir gelecek kaygım yok dolayısıyla. Evrensel boyutta, yıldızlar ne kadar süre bulundukları yerde durmaları gerekiyorsa, o kadar duruyorlar. Yani hayatta herşeyin bir sebebi ve yeri var. Kırılıp darmadağın olan bir vazo düşün, parçalarının her biri, bir yana dağılır, bizler de tıpkı o vazo gibi, bir bütünün parçalarıyız. Hepimizin mesafesi, durması ve bulunması gereken yer de belli. Örneğin, benim bugün bulunduğum konumda olup, seninle karşılaşmam ve bu röportajı yapmam gerekiyormuş. Ben sadece yapmam gerekeni yapıyorum ve enerjiyi rahat bırakıyorum. İnsanın kodlamasında varolan şeyler, er ya da geç gerçek olur, sen hiçbir şey yapmasan da... Şu an ne yapmam gerektiğini hissediyorsam, onu yapıyorum, karşılığını nasıl almam gerekiyorsa, evren bana zaten verir. Gerisi tamamen boş bir çaba ve zorlama olur. Evrende zorlamaya yer yoktur. Ben, senin beni sevmeni, zorla sağlayamam. Hiçbir şey yapmasam da sevmen gerekiyorsa seversin. 

O zaman aşk?
Bir kez aşık oldum. Şu anki farkındalığımı ve karakterimi o aşka borçluyum.

Hatırası bile yetiyor mu?
Yetiyor. Bana kim olduğumu hatırlatıyor o hatıra. Aşk bir yap-boz gibi. Birbirine uyum sağlamaya çalışırken, kendi girinti ve çıkıntılarını tanıyorsun. Kök salmayı öğreniyorsun. Kendimi keşfetmeyi, aşk aracılığıyla yaşadım. Kendimden ödün vermemem gerektiğini de aşkla öğrendim. Geri adım atmamam gerektiğini biliyorum artık. 

Bir daha aşık olmak istemez misin yani?
Bilgi güç, cehaletse mutluluk getiriyor. Güçse sorumluluk ve farkındalığı çoğaltıyor. Cahil değilsen, aşık olamazsın. Farkında olarak aşık olamazsın. Kime ne derece aşık olacağının farkında olmak, bence aşkı engelliyor. Bir insana sahip olmayı istemek, aslında onu yok etmeyi istemektir. Sahip olamayıp, sahip olmak istediklerini görmek var, aşkın içinde... Kendini tanıdıktan sonra, tamamlanıp, olduğun yerden memnunsan, o aşkın içinde kalabiliyorsun, eğer artık sana yetmiyorsa da tekrar aşık olmak zorlaşıyor. Hali hazırda keşfetmiş olduğum bir şey var, bir kez tattım o duyguyu, şimdi tatmam gereken başka duygular var gibi hissediyorum. Aynı duyguyu ikinci kez yaşamak yerine, daha saygılı bir ilişki yürütmek de olabilir, açık bir ilişkiyi hiç yaşamadım mesela, o da olabilir, göreceğiz…

Bizim toplumda nasıl olur sence açık ilişki yaşamak?
İnsanlar bana ‘’niye erkeklerden hoşlanıyorsun, ne zaman farkettin?’’ diye bile sorabiliyorlar hala. Öyle bir zaman kavramı yoktur oysa. Sen ne zaman heteroseksüel olduğunu farkettin mi? ‘’Aaa heteroseksüelim ben’’ dedin mi? Ben de bir gün uyanıp ‘’ohaa ben geyim'’ demedim. Hepimizin süreci aynı. Toplum baskısı, eşcinsellere farketmeden avantaj bile sağlamış oluyor, ben de o avantajla birlikte, topluma ayak uydurmak için, kız arkadaşlar da edindim zamanında. Nihayetinde bir seçim yaptım ve bunu seçtim. Oysa, bana niye eşcinsel oldun diye soranlar, cinsel kimliklerini seçmediler, hiç bilmiyorlar. Belki onların çok daha fazla bastırdığı duygu vardır ve mutsuzluklarının kaynağını bilmiyorlardır. Yani seçim yapan şanslı taraf benim aslında. Dolayısıyla aşık oldum ve bana yetti ama açık bir ilişkiyle daha mutlu olabilir miyim, zamanı gelince hepberaber görürüz. 

O zaman bana fantezilerinden de bahset, elalem ne derse desin, yazacağım ;)
Bir kış günü, erkek arkadaşımla kütüphaneden aldığımız iki kitabı 10’ar sayfa okuyup, değiştirmemiz. Kitapların sonunda, kitabın yüzde 50’si kendi okuduğu şekilde, geri kalan yüzde 50’si de benim anlattığım şekilde aklında kalacak, benim de öyle. Bu benim için çok keyifli bir paylaşım. Böyle bir hayat yaşarım bakarsın. 

Senin yap-boz da böyle güzel tamamlansın dilerim. Röportajlarda adetimdir, bana benden de bahset, bitirelim...
Farkındalığın sana güç veriyor, lidersin ama bencil değilsin. Dans dersine ilk geldiğinde, sorgular bir gözle girdin sınıfa ama senin dersimde olmandan çok keyif aldım ve alıyorum. Rengini çok güzel ortaya koyuyorsun ve senden ilham alabilecek çok fazla kadın var. Seni tanımlaması zor ama hiçbir şeyin enerjinden çalmasına izin verme. Bencil ol!

Bana ''bencil ol'' deyişi bile, mükemmel bir zamanlamaydı sevgili okur. Kimse karşımıza boş yere çıkmıyor, Tuğra’nın da dediği gibi, hepimiz bir bütünün eşsiz parçalarıyız ama zaman zaman bunu bize hatırlatacak başka bir parçaya ihtiyacımız oluyor. Seni iyi ki tanıdım Tuğra Enfiyeci, dilimiz dans, kalbimiz bir, yaşamlarımız özgür olsun. Vazonun önemli parçalarından birisin, hep de öyle kal. Bir daha aşık olamayacağını düşünmeninse, ne bilgiyle, ne tecrübeyle ne de farkındalıkla alakası var bence. Sen aşkın kendisi olmuşsun ve etrafına dağıtıyorsun. Mesleğini soran olursa, ben sana Mucize Dansçısı diyorum, kendindeki mucizeyi görebilenler çoğalsın diye... Varoluşundan öptüm.
Dans deyip de geçme, mucizeni bulursun ey okur! 


                                                                                Aşk’a uyanın, gerisi kolay…

MERVE ÇALOĞLU

merve.caloglu@sondakikaturk.com.tr

mervecaloglu.com


 
Yükleniyor...
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner54

banner53