Sayın Kemal KILIÇDAROĞLU'na karşı yaptığım eleştiriler herkesin malumudur. Kendisiyle geçen gün bir araya geldik. Bu durum, iki konuda merak uyandırdı: Eleştiri yapan ile eleştiriye uğrayan nasıl bir araya geldi? Bir araya geldilerse ne konuştular? Bu yazımla merakları gidermek isterim. 

 

  Eleştiri yapmak için sorumluluk, bilgi ve samimiyet sahibi olmak gerekir. Bir konuyu eleştiriyorsam ona değer veriyorum ve o konuda sorumluluk hissediyorum demektir. Değer verdiğimiz konuda bilgi sahibi olmalıyız ki, eleştirimiz aynı zamanda yol gösterici ve alternatif fikirler sunsun. Eleştirinin samimi olmasına ise özellikle önem veririm. Samimiyet, konuya ve kişiye empati ile yaklaşmayı gerektirir. Sorumluluk, bilgi ve samimiyet olmadan yapılan eleştirileri MÜNAFIKLIK olarak kabul ederim. 

 

Eleştiri yapmaktan daha önemli bir durum vardır ki; o da, eleştiriyi kabullenmektir. İnsanoğlunun ilerlemesinin temel gerekçesi, eleştiriye karşı gösterdiği olgunluktur. Eleştiriye tahammülsüzlük ise KİBİR'dir. Şu anda ülkemizde siyaset yapanların içinde KİBİR'den en uzak şahsiyetin Sayın KILIÇDAROĞLU olduğunu düşünüyorum. Ben dâhil olmak üzere KILIÇDAROĞLU'ndan herkesin beklentisi yüksek. Kısacası bu buluşma, ülkenin geleceği için samimi endişe duyan iki insanın bir araya gelmesidir

 

İçeri girdiğimde kendisini yakın geçmişte çok ağır şekilde eleştiren birini değil, uzun zamandır görmediği bir dostunu karşılar gibi davrandı. "Hoş geldiniz Fidel bey" dedi ve ekledi"Türkiye'de Adalet bitmiştir".  Bir hukukçuya söylenebilecek en ağır sözle cümleye başlayan Kılıçdaroğlu, bu sözün altını tek tek anlattığı örneklerle doldurdu.  Ben de ülkemizdeki hukuki süreçler ve CHP'nin konuyla ilgili eylemleri hakkında eleştiri, görüş ve önerilerimi anlattım. Söylediklerimi dikkatlice dinledi ve memnuniyetini açıkça hissettirdi. 

 

    Hemen hemen, önem arz eden her konuda konuştuk. Elbette ilk konumuz refendumdu. Referandum hakkında, hükümetin kamu gücünü sorumsuzca kullandığını, özellikle Doğu ve Güneydoğu'da bu gücün iyice abartıldığını ve buna rağmen referandum sonucunun hayır çıktığını; ancak hükümetin YSK ile birlikte bunu manipüle ettiğine inandığını söyledi.  Ancak 2019 yılı seçimleri için çok ümitli olduğunu, hükümetin tüm baskılara rağmen aldığı sonucun başarısızlık olduğunu 2019'da her şeyin değişeceğini ifade etti. 

 

Ben, 2019'a çok iyi hazırlanılması, bu hazırlığın olmazsa olmazının yeni bir anayasa önerisini de kapsaması gerektiğini söyledim.  

 

Kendisi; aynı fikirde olduğunu, bu konuda çalışmaları başlattığını, toplumdaki tüm kesimlerle görüşerek seçmenin karşısına aynı zamanda yeni bir anayasa önerisini de getireceklerini ve bu anayasanın "güçlendirilmiş parlamenter sistemesasınadayanacağını ifade etti. (Dolayısıyla Kılıçdaroğlu, 2019 seçimleri için Cumhurbaşkanı adayından ziyade toplumun tüm kesimlerini kucaklayan yeni anayasanın çok daha birleştirici olacağını düşünüyor.) 

 

Kontrollü darbe söylemine de girdik. Ben, bu tip bir söylemin muhalefete olumsuz şekilde döndüğünü ifade ettim. Kendisi, hükümetin darbe söylemi ile darbe için yaptığı uygulamaların çelişki içinde olduğunu, Adil ÖKSÜZ ile ilgili devletin elinde yeterince bilgi ve belge olduğunu, ancak hakimin karşısına boş bir dosya ile çıkıldığını ve darbenin kilit adamının kaybedilmesini normal kabul edemeyeceklerini; hükümetin darbe ile ilgili gerçeklerin ortaya çıkmasında sorumlu gibi davranmadığını, 250 şehidimizin hakkının yeterince aranmadığını düşündüklerini, bunu ifade edince de suçlamaya maruz kaldıklarını, ifade etti.  

 

FETÖ'nün nasıl bir FİTNE olduğunu bilen ve HAŞHAŞİ kelimesini ilk kullanan biri olarak, Sayın KILIÇDAROĞLU'nu çok önce uyarmıştım. Kendisinin FETÖ'nün alçak bir terör örgütü olduğunun çok iyi farkında olduğuna yeniden şahit oldum.  Ancak, 250 vatandaşımızın şehit olmasına gerek kalmadan da FETÖ'nün darbe girişimi adı altında sergilediği TERÖR eyleminin önüne geçilebileceği konusunda hem fikir olduğumuzu gördüm. 

 

Görüşmemizde, Kılıçdaroğlu en çok muhalif medya organlarına yönelik baskı konusunda tepkiliydi. Topu topu Cumhuriyet, Sözcü, Birgün ve Evrensel gazetelerinden oluşan 4 muhalif medya organı olduğu ve tamamına baskı uygulandığını, Cumhuriyet'i işlevsiz hale getirmek için yargı eliyle operasyon yapıldığını, şimdi de Sözcü Gazetesine uydurma ve saçma sapan suçlamalarla hükümetin baskıya devam ettiğini, bütün bunların sadece ülkemizde değil, tüm dünyada da büyük bir şaşkınlıkla izlendiğini anlattı. Ben, Sözcü Gazetesine kayyum atanacağı şeklinde konuşmalar olduğunu, bunların yüksek sesle ifade edilmesinin bile yeterince sorun teşkil ettiğini söyledim.Kılıçdaroğlu ise Sözcü'ye kayyum gibi bir uygulama yapılmasının kimsenin aklından bile geçiremeyeceğini, böyle bir durumun oluşması halinde çok farklı bir tepkiyle karşılık verileceğini, dolayısıyla bunun mümkün olmadığını söyledi. Ben, görüştüğüm Uğur Dündar ve Yılmaz Özdil gibi çok kıymetli sözcü yazarlarının zaman zaman kendilerini yalnız hissettiklerini söylediğim anda, ilk kez cümlemi bitirmeme fırsat vermeden, kesinlikle bu konunun en önemli gündem maddelerinden biri olduğunu ve çok yakından takip ettiğini; zaten yapılmaya çalışılan kumpasın tel tel döküldüğünü, yakın zamanda da meselenin çözüleceğini düşündüğünü anlattı. 

 

Referandum sonrası parti içi gelişmeleri de konuştuk. Partide nelerin olup bittiği konusundaki farkındalığının yüksekliği, konulara hâkimiyeti ve referandum süresince yapılan çalışmaların eksi ve artıları konusunda yaptığı değerlendirmeler, beni hem şaşırttı hem de sevindirdi. Ben, özellikle muhalefetin eksik olduğunu düşündüğüm bir konuda kendisine bir projeyi anlattım. Uzun uzun bu konuyu konuştuk, sonradan projeyi detaylandırıp tekrar bir araya gelmek üzere görüşmeyi sonlandırdık.  

 

Açıkçası bu görüşme, benim açımdan bir çok soru işaretini ortadan kaldırdı. Özetlemek gerekirse Kılıçdaroğlu, düşünüldüğünün aksine ülkede yaşanan her gelişmeyi ciddiyetle takip ediyor. 2019 seçimleri için ciddi strateji ve farklı bir seçim çalışması yapılacağını rahatlıkla söyleyebilirim. Referandumda yaşanan ihlaller nedeniyle, 2019'da seçmenin sandığa gitmekten imtina etmemesi için Doğu ve Güneydoğu başta olmak üzere Türkiye'nin her noktasında seçim güvenliğini sağlamak amacıyla bu güne kadar eşi benzeri olmayan olağanüstü önlemler alınacağını şimdiden bildireyim. CHP'de genel başkanlık konusunda referandum sonrasında yaşanan tartışma, farklı kaynaklardan da teyit etiğim bilgiler çerçevesinde, tamamen sona ermiş durumda. Neredeyse tüm il ve ilçe başkanları Kılıçdaroğlu'nunyanında yer alıyor. 2019 seçimlerine giderken bu tip tartışmaların seçimleri de olumsuz etkileyeceği için bir daha yaşanmayacağını söyleyebilirim. 

 

Hülasa ben, bundan sonra da sorumlu bilgiye dayanan ve samimi eleştirilerimi yapmaya devam edeceğim. Kılıçdaroğlu'nunanlattıklarından yola çıkarak 2019'da, iktidarın ilk kez seçim kaybetme ihtimalinin bu denli yüksek olduğunu hissettim. Ben demokrasiye inanmış biri olarak, güçlü bir muhalefetin güçlü bir iktidardan çok daha önemli olduğunu düşünüyorum. Bu cümleden hareketle, önümüzdeki süreçte Kılıçdaroğlu'na destek olunmasının demokrasiye de büyük katkı sağlayacağı kanaatindeyim. 

Av.Fidel OKAN

Twitter.com/FidelOkan
Facebook.com/FidelOkan

Yükleniyor...
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.