Suçu senelere yıkıp zamana sızlanmayı sevmem ama bu yıl sağlamdı. Tarih bile atmak istemiyorum, yılları saymak istemiyorum, yaşa değil yaşama akıyorum, sözde değil özdeyim... Hüngür hüngür ağlamadan kimse ne kadar zor zamanlardan geçtiğini anlayamıyor. “Sende bir değişiklik var’’a bağlayanlara cevap verecek yerlerimi de söndürdüm. Cevap vermek kayıplık, kime nasıl değiştiysem öyle geleyim. Kime öyle geliyorsam, oradan değişeyim ya da... 

Farketmez. Fark zamanda, ben bir şey yapmadım ya da çok şey yaptım. Olana teslimiyetin doruklarında kalan sağlarlayım. Kalmayan, anlamadığı yerden özgür. Fark bilende, görende, sevende, kalanda, gidende. Sızlanmayı da bu sağlam yıla bırakıp, yeniden fark ediyorum zamansızlığımı. Bu sayılsın, yine bekleme, bir daha gelmem artık. Bende bir değişiklik varmış, öyle diyorlar, sen buna inan körü körüne, senin tanrıçan ben değilim de kimmiş, ara ara bulama. Hem boşver, sarılsak ya...

Şu an şehirden uzakta, dağlara karşı cennet bir otelde, şöminenin karşısında, dün tanıdığım gencecik bir garson çocukla oturdum, bu yazıyı yazıyorum. O bilgisayarından film izliyor, otelde benden başkası olmadığı için şömine başında oturmak için izin istedi. Saygı nedir, kendisinden öğreniyorum sil baştan. Bir de, ne istediğimi söylemeden biliyor. Demin yazımı yazarken, sivrisinekleri elimle ekranın önünden kovalamaya çalıştığımı görüp, bana sinek ilacı getirdi. Tam “şarabın yanına biraz çerez mi alsam ?” diye aklımdan geçirirken, önüme bahçenin yeşil zeytinlerinden koyuverdi. Kulağımda kulaklık var, bir yandan müzik dinliyorum, yani konuşmadan, tam olarak tanışmadan anlaşıyoruz. En büyük hayali kendi otelini açmakmış, “yaparsın” dedim, gözü parladı. “Yaparsın da, hayalin hep yeni hayaller kurabilmekten yana olsun” da dedim. Cevap olarak, “ben sanatçı değilim ki” dedi. İsmi Volkan. Bence yaratımın gücüne saygı duyabilen herkes biraz sanatçı. Şimdi bu Volkan mı bana beni hatırlatacak? Yoksa ben mi biraz nefes alayım, kafayı boşaltıp kendime sarılayım diye geldiğim tatilde Volkan’da iz bırakacağım? Koca geceyi birlikte geçiriyoruz, bir koltukta o, bir koltukta ben. İstanbul’a hayranmış, her İstanbullu olmayan gibi... Biz de dağlara kaçıyoruz o hayran olunan şehirden, unuttuğumuz nefesi almak için. Herkesin güzel bildiği, henüz yaşamayıp, hayalini kurduğu hayat sanırım...

Ben yine, bile bile lades diyeceğim belki, bir bildiğim varmış illa, ne desem kabulmüş orada bir yerlerde. Bedenim şehirden çok uzakta ama kalp yerinde atıyor hep. Annem, babam, kardeşim, dostlarım, aşk olabilenlerime ne kadar yetebilirim? Yetmeye çalışırken kendinden uzaklaşmıyor mu insan? Sanki ben olmasam yaşayamayacak sevdiklerim, dönmeyecek dünya... Elimde olsa, uzaklarda da ipini elimde tutarım onların dünyasının, bensiz eksik kalmasınlar diye. Kendimden uzaklaşmamak için, bu sonbahar yine biraz yollara vurdum kendimi. Sessiz, tek başıma ağaçlara sarılıyorum, tanımadığım insanlar “ne kadar mutlusunuz” diyorlar. Oysa mutluluk, sanal bir dayatma sadece, ben kabullenişteyim hayatı, olduğu gibi, kaçmadan... Kimseye verecek tavizim, hesabım, zoraki yanıtım kalmamış, ne kadar da iyi olmuş. Mutlu gözükmem ondan belki, telaşsız, daha hafif, daha dingin miyim neyim... Kendi kendinden kopya çekiyor insan farketmeden, kendini tekrarlamak da bir sığınak çoğu zaman. Tanıdık acılar daha kolay, daha yaşanası geliyor, yabancı bir acı gelmesin diye tutunup duruyoruz geçmiş ızdıraplara. Mutsuzluğa bahane arıyoruz belki... Sen yine de üç noktalarımdan öp, ey okur!

AYDINLANSAK DA MI SAKLASAK BİLGE OLSAK DA MI SAKLANSAK

Hiçbiri cuk oturmuyorsa zamana, uyumsuzluğumuz bizi yoruyor demektir. Taş yutmuş gibi sustum, duyup da anlayan olmayınca ben de...Baktım taşlar daha erdemli, onlara haykırdım. Ağaçlardan utandım sonra, taraf tutmayan yapraklarından öptüm, beni yutan hayat değil kendimmişim sadece, yeniden öğrendim. “Sen de sen... “ diye sızlanan şarkılardan da uzaktayım. “Ben” diyen şarkılarım daha çok kalbe dokunuyormuş, “ben” demekten utanmamayı da bir dosttan öğrendim dün akşam, dağlara karşı şarkılarımı söylerken. Ne tuhaf kendini uzaklarda ararken, yanıbaşında bulmak, “sende bir değişiklik var” dedikleri de bu oluyor işte. Kendini bul ey okur, gerekirse dağlara tırman, hiç tanımadığın insanlarla gece boyu sohbet et, ağaçlara sarıl, hepsi sana seni anlatmak için karşına gelecek, yoktan hayaller kurdurtacak, ağaçtan piyanolar yapacak belki, düş bu ya, hesap mı vereceğiz... 

Yeter ki, aç kapını kendine, bir kere daha baştan yaz kendini. Çünkü farketmez. Fark zamanda, siz bir şey yapmayın ya da çok şey yapın, gören de, seven de, kalan da, giden de sizsiniz... Hep yazıyorum ya, güç bizde diye, gecenin bir yerinde sevgili Volkan, gencecik yaşından utanmadan, beni şaşırtacak bir cümle daha kurdu; “İnsan ne kadar da güçlü bir varlık, öleceğini bile bile yaşıyor, hiçbir şeyden korkmasına gerek yok”... Kişisel gelişim seminerlerinden kafasını kaldıramayanlara damıtılmış, mükemmel bir cümle! Kendisi için aydınlanmaya değil de, bilge olmaya çalışan salakların dünyasına bombadır Volkan’ın bu bilgiyle dünyaya gelmiş olması. Üstelik bilip de böbürlenmemek de workshop’larda, seminerlerde öğrenilmiyor. Nasıl mı olacak? Daha çok doğa, daha yeni hayaller, yeni ama öz insanlar, ağaçlar, kuşlar, şömine, şarap ve hep müzik ile yeniden başlamak mümkün. Ben Pollyanna değilim, geri kafalı da değilim, bakın yeni jenerasyon da aynı fikirde, korkacak bir şey yok, yaşanacak an çok...

Teşekkürler Volkan, teşekkürler My Art Garden, canlarım Zeynep ve Barış, güzel Şirince... Yine gelecek ben ;) 

                                 Aşk’a uyanın, gerisi kolay...

MERVE ÇALOĞLU

[email protected]

mervecaloglu.com

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.