Herşeyin bir zamanı dar. Gel, gözyaşlarımı topla. Öğüt verme, öğüt bizi. Sabaha çok yok, sabahını bana kar. Hayallerde sorun yok, orada herşey yolunda değil mi? Üç beş hayalin kime zararı dokunur ki hem? Ama kazın ayağını alçıya almışlar, ah iki gözümden ırağım benim. Korkuyor musun? Kork, utan, yerin dibine gir hatta, hayalime yakış bari, kendime kızdığıma değ. Değemediğin her dalıma, giremediğin bahçelerime , genellemelere, kınamalara, ayıplanmalara, şaşırmayacağıma olan sağlam inadıma inat, herşeye değ. 

Anlamını yitiren aşklar gibi kısalmasın cümleler, anlatmalara doyamayalım. Çok yok o yaprakların sararmasına, bu bahar da iki güne biter bak gör ki; bunu da konuşmalıyız seninle. Daha çocukluğumu anlatacağım. Unuttun mu? Unutma, bir sebebimiz var ama herşeyin bir zamanı yine dar . Kısalıyor o takvim, yokluk uzadıkça. Sen bir hıçkırık gibi tuttun ya beni, bırakma, ona da değ. Ezberle beni, özüme, sözüme değ... Çünkü ben senin o kırık kalbinim, sansür yiyen öpüşme sahnen, aynı yerden sevenin, aynı cümleyi kuranın, aynı geceye uykusuz kalanınım. Geciktikçe aşk olurmuşmuş..? İpini koparan aşık zaten bu devirde. Daha da değilsen zaten, hiç olma, geciktiğin, yetişemediğin yerde göm içine beni ve dön...

Yasak aşkın mevsimi mi olur? Ne kadar da ayıp. İki sevgilinin sokakta öpüşmesi bile ayıpken hem de. Devir o devir. Yolda yürürken üzerimize Rtük blur(buz) atacak, utanmasa. Neyse, mevzumuza dönelim. Yasak aşk nedir? Aşkı yasaklayabilir miyiz ki? Kendi kendine hortlamıyor mu bu meret? Şahsi irademizi bile delip geçme kabiliyeti varken, onu yasak sıfatıyla anmamıza sebep, yine seçimlerimiz ya da seçemediklerimizden ibaret. Canı sadece oyun oynamak isteyen şımarıkları tenzih ederek konuşuyorum, söz konusu aşksa, boynum kıldan incedir benim. Olabilir, herkesin başına beklemediği anda, beklemediği pozisyonlardayken gelebilen bir meret kendileri. Belki başını seçemiyoruz ama ortasına, gidişatına ve sonuna müdahale edebiliriz. Yaşamayı tercih etmedim ama benim de başıma yasaklık noktasında bir aşk tebelleş oluverdi. İnsanın kendi sınırlarını nereye kadar zorlayabileceğini, kınadığı şeyler başına gelince görüyor. Nerede duracağını da sen seçiyorsun tabii. Bu sayede gözlem yapma fırsatım oldu yine çok şükür, yasak aşk ihtimalini de yazılarıma malzeme yapacak kadar deliyim. Karşı tarafsa, her erkek gibi, benden korktuğunu mühim bir meziyetmiş gibi üzerine kalkan yapıverdi, her akıllı oyun severin yapacağı gibi... Kendisiyle hiç yüz yüze gelmedim, sesini bile duymadım, bir kaç fotoğraf, sosyal mecra videosu dışında tanışıklığımız, ortak çevre ve muazzam bir beyin fırtınası şeklinde oluştu. İnsan işte, doğru anlaşıldığı yerden uzatıyor saatleri. “İyi de bunun neresi yasak aşk?” derseniz, aşklık yanını, uzayan süreç, dokunulmazlık ve uyumdan mütevellit diye tanımlayabilirim. Yasaklığıysa, kendisinin itirafıyla öğrendiğim, bir ilişkisi olduğu gerçeğine dayanıyor. Ne mi yapıyoruz? Sohbet, muhabbet, iltifatlaşma, dertleşme, zor zamanlarda sırdaşlık, aynı yerden gülüşmeler, gecenin sessizliğimdeki en güzel saatleri paylaşmak, iki arkadaşın paylaşabileceği bir sohbet silsilesi işte... Sonunda, “bir arada olsak, ne de iyi olurdu” temalı, kadın ve erkeğe dönüşmeler ve içinden çıkılmaz hallere varıp, susmalar... Bildiğiniz yazılı flört. Bin gecelik, çok hecelik aşk. Tüm bunları sizlerle niye mi paylaşıyorum? Anlatayım...

Kınadığım şey başıma gelince, verdiğim akılları kendime de vermek, “hocanın dediğini yap, yaptığını yapma” efsanesini öldürmek, gerekirse burada, kendi köşemde, kendimi asmak ve bir yalana esir olmamak için. Oluyor, zor ve zayıf zamanlarda, beklemediğimiz şeyler yaşayabiliyoruz. Bilen biliyor, oldukça uzun bir kış oldu benim için, en zor zamanlarımda ekranın bir ucunda hiç tanımadığım biri, bana moral veriyordu. Nereden çıktı, nasıl sızdık birbirimizin hayatına, tüm bunlar önceden hesaplanmış mıydı, bilemiyorum. Düşünecek vaktim ve ruh halim de olmadı açıkcası. Hep söylerim, herkesin yaşadığı şey, kendine münhasırdır, ancak bu, bir ilişkinin, iletişimin, doğru ya da çarpık olduğu gerçeğini değiştirmez. Bunu biliyorum. Bunu bile bile, içine çekilmedim de değil. Elbette bu kadarla kaldı, kalacak, ötesi sular, benlik değil. Bana ait olmayan hiçbir şeye elimi değdirmem. Ruhun, zihnin değiveriyormuş ama...!? 

Kendimi Aldattım Sansürsüzüm

Utana utana, girdaplara kapılıvermek, ne kadar da an meselesiymiş, test ettim, önceden yazdığım yazılarıma da yakıştım, sonra çıktım. Başkası adına kafa yormayı da sevmiyorum ama genel olarak “rutin” insanları sıkıyor bence. O zaman, ya o rutini değiştireceksin ya da devenle mutlu olmanın yollarına bakacaksın ey insanoğlu. Aldatmanın yazılı bir kanunu yok, en büyük aşk iletişimken, elin değmiş, değmemiş farketmiyor bence. Tek taraflı bir dürüstlükle kendini kandırarak, sevgilinizi de aldatmış oluyorsunuz. Yine yaşadığım şeye ve kişiye dair genelleme yapmak istemem ama etrafımda sevgilisi olanların yüzde doksanına yakın kısmı, sosyal mecralardan bir başkasıyla da yazışmaya devam ediyor. Sevgilisiyle dışarıda sosyalleştikten sonra, evdeki ruh boşluğuna başkasını yerleştirmeye çalışmak çağın hastalığı sanırım. “Otur sevgilinle iki saat yazış” deseler, üç kelime zor yazarlar ama yasak olanın cazibesiyle herkes şair. Peki neden sabahlara kadar anlatacak şeyinizin bitmeyeceği insanları seçmiyorsunuz? Haa onlar dominant, ondan önce kendilerine doğru çekilip, sonra korkuyorsunuz, peki, yedik bakalım... Konfor alanlarınızda renksiz yaşamaya devam edin öyleyse. Bunu yaşadığım şeyin faturasını karşı tarafa kızdığım için kesmek maksadıyla yazmıyorum. Bilakis, kızgın, beklentili ya da üzgün değilim. Olana bakarım ben hep. İçinden geçerim hayatın. Beni güçlü, dominant ve korkutucu diye tanımladıkları sebep de budur bence. Varsın öyle olsun. Dürüstlükse, buyurun buradayım. Olmayacak biriyle, başkasının olduğunu bile bile yazıştım.  Özümle sözüm birbirine yakışmamaya başlıyor diye hissettiğim için de, kendimi burada ele veriyorum. İtiraf ediyorum, kısa bir süreliğine kendimi aldattım! 

Bilen bir iki arkadaşım ve hatta şahsın kendisi de, benim bir suçumun olmadığını söylemekteler. “O düşünsün, sen yalnızsın, üstelik alt tarafı yazışıyorsun kime ne zararı var?” gazlarını da bünyeye dayamaya çalışanlar oldu. Beni asıl bilenlerse, önce sustular, şimdilerde karşı tarafa kızgınlar. Ne sahtekarlığı kaldı, ne korkaklığı, ne yavşaklığı. Ah bu dostlar, iyi ki varlar. :) 

Bence mevzu sahtekarlık, korkaklık, yavşaklık falan değil, öyleyse de hiçbir çarpık ilişki ya da iletişim şekli, tek taraflı yargılanamaz. Suçu, orta yerinden bölüşeceksiniz, orada anlaşalım. Sadede gelecek olursak, bu mükemmel masal bende burada son buldu. Ötesi yok. Belki ilerleyen zamanlarda eşsiz dostlarımdan birine dönüşebilir. Olacak olan, bundan ziyade olamaz. Zira kendisini belki de etrafındakilerin bilmediği yönleriyle tanıyorum artık ve insan suç ortağına güvenir mi, orayı kestiremiyorum... 

Buradan ne gözlemledim:

•Bir ilişkiyi yıkmak için, önce rutinden sıkılmış bir erkeğin heyecanlı cesareti ama sonrasında başka bir kadının ısrarı gereklidir. Erkekler zayıflar, iş kadınlara düşüyor. Kadın kadına dost olacak önce, kendine yapılmasını istemediği şeyi başkasına yapmayacak. 

•İnsan görmeden de değebilir, sevebilir, hissedebilir, koklayabilir. 

•Doğru iletişim en büyük aşktır.

•İletişerek de aldatırsın. 

•Tek taraflı dürüstlük, hâlâ koca bir yalandır.

•İnsan ne isterse onu yaşar. 

•İmkansızlık kendi yazdığımız bir masaldır, yemeyelim, daha iyisini ve imkanlısını yazalım. 

Ben mi? Dedim ya, öyle bir tünelden geçtim ki, adeta korkunun içine tüpsüz daldım, günyüzü bekçiliği başkalarının olsun. En büyük şansı nefes bildikten sonra, nefessizlik anlamını buluyor. İçinden geçiyorum, kimseye değil sadece nefesime güveniyorum, tuttuğumda da, kesildiğinde de, derinleştiğinde de anlamımı buluyorum... Gerekirse korkuyu değil, nefesimi tutuyorum, ulaşmak istediğim yerler ne kadar derin olursa olsun, koymuyor bu kez. Hem öylesine sevildim ki, hakkını veriyorum o sevilmelerin. Reddettiğim aşklar bile yoluma gül bahçesi oluveriyorlar şimdi. Hayat işte, böyledir, cevapları ayağına dolar. Herşeyin bir adabı olunca, birilerindeki hatıranı görüp, kendini yeniden buluyorsun. Kimim ben, çok iyi biliyorum artık...

Birinin bozulmayan ezberiyim mesela, bugün söyledi, gözümün içine bakarak, beklentisiz, acısız, tüm gerçekliğiyle... Bu da bir nevî sonsuz aşk. Öylece saklı kalmış bir zamanda, kimsenin eli değmeden, bakir bir şarkı, gizli bir hatıra olmak... Saygın bir gelecek için korunan temkinli anıların toplamı... Yıllara değdik... Üç noktalarda inecek var ve hâlâ biriz. Söyleyin şimdi, neyleyim yasak aşkı ben? Aşk yasak olamaz, Rtük’ten bir farkımız olmalı bence! 

Rutinden sıyrıldığımızı sandığımız anlar uğruna, kendi yarattığımız tuzaklara düşmek aşk değil, yalandır. Ha aşk arayan yoksa, herkese kumdan kaleler diliyorum, iyi oyunlar olsun. Gecikmelere doyamayın siz yine, bende herşeyin bir zamanı dar. 

Ne yazacağımı unutturanın olsun başımın üstündeki saray... 

Gerisi boş, gerisi aynı, gerisi herkes... 

Hepimize sansürsüz öpüşmeler dilerim güzel okurlarım...

Ben hoşçakaldım, ya sen?

                                     Aşk’a uyanın, gerisi kolay...

MERVE ÇALOĞLU

merve.caloglu@sondakikaturk.com.tr

mervecaloglu.com

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.