Yılmaz Özdil: Merkez Bankası tartışmalarına bu çerçevede bakmakta fayda var...

Sözcü yazarı Yılmaz Özdil, "128 milyar dolar nerede?" sorusunu köşesine taşıdı. Özdil, "Nerde bu para diye soruluyor. Soranlara kızıyorlar iyi mi!" diye yazdı.

Gündem 17.04.2021, 10:28 Yönetici
Yılmaz Özdil: Merkez Bankası tartışmalarına bu çerçevede bakmakta fayda var...

Özdil'in bugünkü yazısı şöyle:

1973 yılıydı.

İsveç'te her zamanki gibi yine sakin bir gündü.

Jan Erik Olsson adındaki soyguncu, Stockholm'ün en kalabalık muhitinde yeralan banka şubesine girdi, 32 yaşındaydı, 16 yaşından beri sabıkalıydı, deri ceketinin içine sakladığı hafif makineli tüfeği ve dinamit lokumlarını çıkardı, “hepiniz yere yatın, parti başlıyor” diye bağırarak, tavana ateş etti.

Üçü kadın dört banka çalışanını rehin aldı, müşterilerin kaçmasına izin verdi, rehineleri kiralık kasaların olduğu bölüme götürdü.

Çalışanlardan biri o kaos anında sessiz alarm düğmesine basmayı başarmıştı, üç dakika sonra polis ekipleri geldi, silahlarını çekerek ana kapıdan girmeye çalıştılar, soyguncu ateş açtı, polislerden biri elinden yaralandı, geri çekildiler.

Polisle soyguncu arasında kasa bölümündeki telefon üzerinden irtibat kuruldu, “üç milyon İsveç Kronu, kapının önüne süratli bir otomobil, iki çelik yelek, iki çelik kask istiyorum, bir şartım daha var, şu an hapiste bulunan Clark Olofsonn'un da serbest bırakılarak, buraya yanıma getirilmesini istiyorum” dedi.

Jan'la Clark ıslahevinden arkadaştılar.

Clark, bir başka banka soygunundan yakalanmış, mahkum olmuştu.

Mesele başbakana iletildi.

Başbakan Olof Palme'ydi.

Kurtarma operasyonu için zaman kazanmak üzere, soyguncunun şartlarını kısmen kabul etmeye karar verdiler.

Clark'ı hapishaneden çıkarıp, bankaya getirdiler, içeri girdi.

Kapının önüne Ford Mustang spor otomobil getirdiler.

Yine kapının önüne, içinde 1.5 milyon İsveç Kronu bulunan çanta bıraktılar.

Jan'la yine telefon irtibatı kurdular.

Soyguncu yine şart koştu, “polis kuşatmasını kaldırın, iki rehineyi serbest bırakacağım, iki rehineyi yanımıza alıp gideceğiz, izimizi kaybettirdiğimize inandığım zaman, rehineleri bırakacağım, yoksa rehinelerle birlikte bankayı havaya uçuracağım” dedi.

Polis düşünelim filan dedi, kuşatmayı kaldırmadı.

Gece öyle geçti.

Ertesi sabah, soyguncu başbakanla görüşmek istedi.

Başbakanı telefona bağladılar.

“Polise emir ver, kuşatmayı kaldırsınlar” dedi.

Ve, sürpriz şekilde telefonu rehine kadınlardan birine verdi.

Başbakan duyduklarına çok şaşırdı.

Çünkü, rehine kadının ses tonunda korkudan eser yoktu, aksine, başbakana yönelik öfke vardı.

“Jan'a karşı davranışınızdan hayal kırıklığına uğradık, niye polisleri geri çekmiyorsunuz, Jan kimseye zarar vermedi, onu tamamen serbest bırakmanız gerekmiyor mu?” diye hesap soruyordu!

Basın olay yerine yığılmıştı.

İsveç'te herkes bu meseleyi konuşuyordu.

Soyguncu, Dagens Nyheter gazetesine telefon etti.

Polisin tutumunu şikayet etti!

Telefonu bir başka kadın rehineye verdi.

Kadın rehine gazeteye dert yandı, “kurtulma şansımız var ama başbakanın ve polisin katı tutumu Jan'ı çaresiz bırakıyor” dedi!

Gazete bu görüşmeyi manşet yaptı.

Tartışma başladı.

Birçok kişi soyguncuyu savunuyor, polisi suçluyordu!

İki gün geçti.

Üç gün geçti.

Altı gün geçti, durum kilitlenmişti.

Polis operasyon başlattı, özel harekat içeri girdi, soyguncular ve rehineler kasa bölümünde sıkıştırıldı, kasa bölümünün tavanına delik açıldı, “yemeklerinizi artık kapıya bırakmayacağız, buradan vereceğiz” denildi.

Soyguncular planı anlamıştı.

Tavandaki delikten bayıltıcı gaz sıkacaklardı.

Kadın rehinelerden birinin boynuna ip bağladılar, ayakları yere değecek şekilde tavana astılar, “kadının ayakları yere değdiği için ölüm tehlikesi yok, ama içeriye gaz sıkarsanız bayılır, yere yığılacağı için boğularak ölür, rehinenin katili siz olursunuz” diye bağırdılar.

Havanın kararması beklendi.

Polis gazı bastı.

Gaz maskeli özel harekatçılar tavandan daldı.

Soyguncular teslim oldu, rehineler sağ salim kurtarıldı.

Gel gör ki… Polisler gaz bulutuyla içeri dalarken, rehineler soyguncuların önüne siper oldu, “ateş etmeyin” diye bağırıyorlar, soyguncular vurulmasın diye kendi vücutlarını kalkan yapıyorlardı.

Jan Erik Olsson'a on yıl hapis cezası verildi.

Clark Olofsonn ise, mevcut mahkumiyetine bir yıl hapis ilave edilerek, yeniden cezaevine gönderildi.

Tuhaflıklar devam etti…

Rehineler kendi aralarında para topladılar, soyguncuların mahkeme masraflarını karşılamaya destek oldular.

Soyguncular lehine ifade vererek, daha az ceza almalarını sağladılar.

Gazetelere röportajlar verdiler, aslında pek çok defa kaçma fırsatları olduğu halde kaçmadıklarını, çünkü kendilerini tehlikede hissetmediklerini, soyguncuların kötü niyetli olmadığını anlattılar.

“Bizi öldürmeyeceğini, gerekirse bacağımızdan vuracağı söyledi, sadece bacağımızdan vuracağını söylediğinde ne kadar nazik ve düşünceli bir insan olduğunu görmüştük” dediler.

“Polisin aniden operasyon yapacağını, soyguncuları vuracağını tahmin ediyorduk, polise engel olmak için, soyguncuları yalnız bırakmamak için tuvalete bile gitmiyorduk” dediler.

Erkek rehine “onu kahraman olarak görüyorduk” bile dedi!

Sık sık hapishaneye giderek, soyguncuları ziyaret ettiler.

Hatta içlerinden biri, soyguncuya aşık olmuştu, nişanlısından ayrıldı, soyguncunun hapis cezasını doldurmasını bekledi!

Soyguncu Jan Erik Olsson sekiz yıl sonra bırakıldı.

Tayland'a gitti.

Market açtı.

Bir daha suça bulaşmadı.

Tayland'ta evlendi, çocuğu oldu.

30 yıl sonra İsveç'e geri döndü.

Otomobil tamirhanesi açtı.

Şu anda 80 yaşında, hâlâ İsveç'te yaşıyor.

Bu psikolojik tuhaflık milat oldu.

Kavramlaştırıldı.

“Stockholm Sendromu” adını aldı.

Baskı ve şiddet yaşayan insan, eğer yaşadığı sıkıntının sebeplerini doğru tahlil edemiyorsa, ezilmesine rağmen ezenin yanında yeralıyor, ezeni savunuyor, hatta ezene minnet duyuyor.

Kesintisiz baskı, baskıya uğrayan kurbanı, travmatik bağlanma sürecine itiyor, kurban itiraz edeceğine, despota bağlanıyor.

Kurban, gönüllü kurbana dönüşüyor.

İçinde bulunduğu tehlikeyi reddediyor.

Baskı ortamında ne kadar uzun süre kalırsa, baskı yapana o kadar çok bağlanıyor.

Hayatta kalma içgüdüsü ve dış dünyadan soyutlanma, bu sendromun ortaya çıkmasına sebep oluyor.

Kurban, ihtiyaçlarını karşılayabilmek için, baskı yapana muhtaç olduğunu düşünürse, kendisini yalnız ve çaresiz hissederse, baskı yapanın küçücük jestleri, kurbanın gözünde büyüdükçe büyüyor, minnete dönüşüyor.

Stockholm sendromu, rehineler ve aile içi şiddete maruz kalanların yanısıra… Özellikle, toplumdan izole halde yaşayan, tarikat-cemaat benzeri yoğun dini baskı ortamlarında görülüyor.

Bana sorarsanız…

Merkez Bankası tartışmalarına bu çerçevede bakmakta fayda var.

Teşbihte hata olmaz, elbette İsveç'teki gibi silahlı bir banka soygunu filan değildir, haşa.

Ama, dört dörtlük Stockholm sendromu'dur.

Çünkü…

Nerde bu para diye soruluyor.

Soranlara kızıyorlar iyi mi!

Hakikaten nerede bu para diye merak edeceklerine, paranın akıbetini merak edenlere saldırıyorlar.

Paramızın hesabını vermesi gerekenleri savunup, paramızın hesabını soranlara küfür ediyorlar.

Rehineleri tarafından kahraman ilan edilen Jan Erik Olsson'un bankadan kapıp, izini kaybettirmek istediği para hepi topu 375 bin dolara tekabül ediyordu.

Bizde izi aranan para 128 milyar dolar…

Bizdeki sendromun ebatlarını düşünün gari!

Yorumlar (0)
21
az bulutlu
Puan Durumu
Takımlar O P
1. Beşiktaş 40 84
2. Galatasaray 40 84
3. Fenerbahçe 40 82
4. Trabzonspor 40 71
5. Sivasspor 40 65
6. Hatayspor 40 61
7. Alanyaspor 40 60
8. Karagümrük 40 60
9. Gaziantep FK 40 58
10. Göztepe 40 51
11. Konyaspor 40 50
12. Başakşehir 40 48
13. Rizespor 40 48
14. Kasımpaşa 40 46
15. Malatyaspor 40 45
16. Antalyaspor 40 44
17. Kayserispor 40 41
18. Erzurumspor 40 40
19. Ankaragücü 40 38
20. Gençlerbirliği 40 38
21. Denizlispor 40 28
Takımlar O P
1. Adana Demirspor 34 70
2. Giresunspor 34 70
3. Samsunspor 34 70
4. İstanbulspor 34 64
5. Altay 34 63
6. Altınordu 34 60
7. Ankara Keçiörengücü 34 58
8. Ümraniye 34 51
9. Tuzlaspor 34 47
10. Bursaspor 34 46
11. Bandırmaspor 34 42
12. Boluspor 34 42
13. Balıkesirspor 34 35
14. Adanaspor 34 34
15. Menemenspor 34 34
16. Akhisar Bld.Spor 34 30
17. Ankaraspor 34 26
18. Eskişehirspor 34 8
Takımlar O P
1. Man City 36 83
2. M. United 36 70
3. Leicester City 36 66
4. Chelsea 36 64
5. Liverpool 36 63
6. Tottenham 36 59
7. West Ham 36 59
8. Everton 36 56
9. Arsenal 36 55
10. Leeds United 36 53
11. Aston Villa 36 49
12. Wolverhampton 36 45
13. Crystal Palace 36 44
14. Southampton 36 43
15. Burnley 36 39
16. Newcastle 36 39
17. Brighton 36 38
18. Fulham 36 27
19. West Bromwich 36 26
20. Sheffield United 36 20
Takımlar O P
1. Atletico Madrid 37 83
2. Real Madrid 37 81
3. Barcelona 37 76
4. Sevilla 37 74
5. Real Sociedad 37 59
6. Real Betis 37 58
7. Villarreal 37 58
8. Celta de Vigo 37 53
9. Athletic Bilbao 37 46
10. Granada 37 45
11. Osasuna 37 44
12. Cádiz 37 43
13. Valencia 37 42
14. Levante 37 40
15. Deportivo Alaves 37 38
16. Getafe 37 37
17. Huesca 37 33
18. Elche 37 33
19. Real Valladolid 37 31
20. Eibar 37 30