Yılmaz Özdil 'emsal karar' çıkması beklenen davayı yazdı: İnsan olan herkes takip etsin

Sözcü yazarı Yılmaz Özdil, Metin Lokumcu davasını köşesine taşıyarak, "'İnsan' olan herkesi, bu davayı yakından takip etmeye, peşini bırakmamaya, çevresine duyurmaya davet ediyorum." diye yazdı.

Gündem 21.04.2021, 10:41 Yönetici
Yılmaz Özdil 'emsal karar' çıkması beklenen davayı yazdı: İnsan olan herkes takip etsin

Artvin'in Hopa ilçesinde 31 Mayıs 2011'de, dönemin başbakanı Recep Tayyip Erdoğan'ın seçim mitingi yapacağı sırada düzenlenen protesto gösterilerine polisin müdahalesinde emekli öğretmen Metin Lokumcu'nun hayatını kaybetmesine ilişkin dava 9 yıl 11 ay sonra bugün başlıyor.

Trabzon'da 13 polisin yargılanacağı davadan, biber gazının kimyasal silah sayılıp sayılmayacağına ilişkin emsal bir karar çıkması bekleniyor.

Sözcü yazarı Yılmaz Özdil, Metin Lokumcu davasını köşesine taşıyarak, "'İnsan' olan herkesi, bu davayı yakından takip etmeye, peşini bırakmamaya, çevresine duyurmaya davet ediyorum." diye yazdı. 

Yılmaz Özdil'in bugünkü yazısı şöyle:

Hopa'nın zümrüt gibi Dereiçi köyünde dünyaya geldi.

Bembeyaz ekmeğini maden ocaklarının zifiri karanlık dehlizlerinden çıkaran bir babanın evladıydı.

İlkokulu köyde okudu, ortaokulu beldede, peki ya lise? O yoktu.

Artvin'e gitmesi lazımdı, ona da para yoktu.

Henüz 13 yaşındayken gurbete çıktı, tee Batman'a, amcasının yanına gitti, meslek lisesinde elektrik bölümünü okudu, üniversite sınavına girdi, Zonguldak Maden Teknik Okulu'nu kazandı.

Maden mühendisi olacaktı.

Ama ne mümkün, dört yıl nasıl kalacak oralarda, hangi parayla?

Hayalini kurduğu mühendislikten vazgeçmek zorunda kaldı.

Mecburen Rize'ye gitti, Öğretmen Okulu'na yazıldı.

Niye Rize derseniz… Kendisinden sonra dünyaya gelen ikiz kardeşleri Rize Ticaret Lisesi'ne gidecekti, babaları maden ocağından emekli olmuştu, ek gelir sağlamak için balıkçılığa başlamıştı ama, yetişemiyordu, ailenin en büyük oğlu olarak kardeşlerinin eğitim masraflarına omuz vermesi gerekiyordu.

Çaykur'a girdi.

Ev tuttu, kardeşlerini yanına aldı, bir yandan çalıştı, bir yandan okudu, bir yandan kardeşlerini okuttu.

Öğretmen oldu.

İlk görev yeri, Konya'nın Bozkır ilçesine bağlı bir köydü, patikadan başka yolu bile yoktu.

Severek, koşa koşa gitti.

12 Eylül 1980.

Darbe oldu.

“Solcu” dediler, tutukladılar, hapse tıktılar.

Yattı, çıktı, sürüldü.

Sivas'ın Suşehri ilçesine bağlı bir köye tayin edildi.

Bu solcunun burda ne işi var dediler, gene sürüldü.

Bu defa, Sivas'ın Kangal ilçesine bağlı bir köye gönderildi.

Hakkında soruşturmalar açıldı, her defasında aklandı.

Davalar açıldı, hepsini kazandı, hepsinden haklı, hepsinden tertemiz çıktı.

Tek suçu, doğru bildiğini söylemekti, memleketin çıplak gerçeklerine karşı lafını esirgememekti.

Aşık oldu.

Evlendi.

Hayat arkadaşı da öğretmendi.

Oğlu doğdu.

Ulaş adını koydu.

Oğlunu okuttu, kendi boğazından kesti, İzmir'e Ege Üniversitesi'ne gönderdi.

Çalıştı, didindi, boğuştu, nihayetinde emekli oldu.

Taksitle anca iki göz oda, ev satın aldı.

Tapusunu eşinin üstüne yaptı.

Ömrü boyunca parasızlık çekmiş, parayla hiç işi olmamıştı.

Ödenmeyeceğini bile bile arkadaşlarına kefil olurdu, üstlenerek ödediği borçların haddi hesabı yoktu.

Hiç otomobili olmadı mesela.

Onun tek serveti, öğrencileriydi.

Bir de Tukaş…

Kurzhaar cinsiydi.

Dişiydi.

Sevimli mi sevimliydi, kahverengi burunluydu, beyaz kırçıllı, yelpaze gibi koca kulakları vardı.

Yavruyken getirmişlerdi.

Tukaş salça kolisinin içinde gelmişti.

Öğretmen, kolinin içinde görünce çok gülmüştü.

“E adıyla beraber gelmiş, Tukaş olsun adı” demişti.

Can yoldaşıydı.

Çünkü, öğretmen avcıydı.

Ama, avcılığı da tuhaftı.

Vurmuyor, kurtarıyordu.

Bir defasında yaralı geyik buldu, evine getirdi, tedavi etti, doğaya saldı.

Yaban hayatı koruma derneklerinden sayısız ödülü vardı.

Atmaca beslerdi, özenle büyütür, bakar, günü gelince özgürlüğe uçururdu.

“Hiçbir canlı tutsak olmamalı” derdi.

Çevreciydi.

Poz veren artistlerinden değil, aktivist çevreciydi.

Derelere santral kurulmasına karşıydı.

Kısaca HES adı verilen bu santralların, doğamızı betonlaştırmakla kalmayacağını, derelerimizi adeta tıpa gibi tıkadıklarını, görülmemiş yıkımlara yolaçacağını anlatırdı.

Yatağı zorla değiştirilen derelerin, doğanın intikamı olarak geri döneceğini anlatırdı.

Vatan topraklarının peşkeş çekilmesine itirazı vardı.

Bana dokunmayan yılan bin yaşasın yalakalığı, ona göre değildi.

Tırsmaz, korkmaz, geri adım atmaz, yüreğini ortaya koyardı.

2011 yılı…

Tayyip Erdoğan, Hopa'ya geldi.

Seçim mitingi vardı.

HES'lerin yapılmasına itirazı olanlar seslerini duyurmak için Hopa meydanında buluştu, aralarında elbette öğretmen de vardı.

Basın açıklaması yapacaklardı.

Vay sen misin basın açıklaması yapan… Bastılar biber gazını!

Sağanak gibi biber gazı kapsülleri yağdı.

Meğer, Tayyip Erdoğan gelecek diye Hopa'da adeta sıkıyönetim ilan edilmişti, Erzurum'dan Erzincan'dan Kars'tan Rize'den bile çevik kuvvet getirilmişti.

Hedef gözeterek fırlattıkları için, vücuduna kapsül isabet edenler oldu, yaralananlar oldu.

Göz gözü görmüyordu.

O kadar çok biber gazı sıkıldı ki, ertesi gün Hopa kaymakamı “biber gazı stoklarının bittiğini” açıklayacaktı!

Nefes almak imkansızdı.

Öğretmen fenalaştı, “yeter artık yeter” diye haykırırken, yere yığıldı.

Apar topar ambulansa taşıdılar, ambulansa da biber gazı kapsülleri fırlatıldı, ambulans da gaz bulutunun içinde kaldı.

Hastaneye getirildiğinde maalesef çok geçti, kalbi durmuştu.

54 yaşındaydı.

Hiçbir sağlık sorunu yoktu.

Biber gazıyla öldürülmüştü.

Başladığı yerde bitirdi, dünyaya geldiği yerde, Hopa'nın Dereiçi köyünde toprağa verildi.

Tayyip Erdoğan “Hopa'ya eşkıya inmiş” dedi.

“Bir tanesi kalp krizi geçirerek ölmüş, kimliğini bilmiyorum, üzerinde durma gereğini de duymuyorum” dedi.

Üzerinde durulmaması için ellerinden geleni yaptılar.

Türk Tabipleri Birliği'nin “ölümle biber gazı arasında ilişki var” şeklindeki raporuna rağmen, hadiseyi örtmeye çalıştılar.

Suç duyurularına rağmen, karartmaya çalıştılar.

Soruşturmayı tıkadılar.

Öğretmen gitti.

Tukaş hayata küstü.

Şalteri indirdi.

Kefen içindeki arkadaşı, evinin şuncacık mesafesinde defnedilirken, en öndeydi, sabaha kadar kabir başında nöbet tuttu, kokladı, inledi.

Ve, bir daha asla kabire gitmedi.

Yanından bile geçmedi.

Yemeyi içmeyi kesti.

Yedisinde mevlit okunana kadar, yuvasından çıkmadı, ağzına tek lokma sürmedi.

Kahkaha dolu gözlerinde, artık sadece hüzün hakimdi.

Bir süre sonra öğretmeni anmak için halk festivali yaptılar, sanki telefonla davet edilmiş gibi koştu, yürüyüşe katıldı iyi mi…

Öğretmenin oğlu okul için mecburen İzmir'e döndü.

Anne oğluna taşındı.

Baba ocağına incir ağacı dikildi.

Tukaş, öğretmenin kardeşinin, amcanın yanında kaldı.

Zorla ağzına lokma tıkıştırılıyordu ama, yemiyordu.

İğne ipliğe dönmüştü, iyiden iyiye zayıflamıştı.

Yalvarıp yakarıyorlar, hiç olmazsa birazcık değişiklik olsun, hayata bağlansın diye ava götürmek istiyorlardı ama, çok sevdiği halde, uzmanı olduğu halde gitmiyordu.

Mecali yoktu.

Bırak ava gitmeyi, gezintiye çıkmayı bile istemiyordu.

Taa ki o sabah… Amca ve dostları bagajı yüklerken, aniden fırladı yerinden, eski günlerdeki gibi, arka koltuğa atlayıverdi.

Şaştılar.

Sevindiler aynı zamanda, öptüler, sarıldılar.

Suratlarına bile bakmadı.

Yol boyunca sessizdi.

Pencereden dışarı dalgıııın dalgın bakıyordu.

Vardılar av yerine.

Az biraz iz takibi yapıldı.

Avucunun içi gibi bilirdi oraları, hemen buluverdi hedefini, arkasına dolandı, havlaya havlaya namluların ucuna sürdü, drannn!

Boynuz gibi azı dişlerine sahip, azılı tabir edilen, erkek yaban domuzu vurulmuştu.

Düşmedi.

Bilenler bilir, hemen ölmez, yaralıyken en tehlikeli halidir.

Bunun böyle olduğunu en iyi bilenlerden biri de, Tukaş'tı.

Senelerin tecrübesiydi.

Normalde asla yaklaşmaz, etrafında dans eder gibi döner dolanır, adeta öfkeden çıldırtır, bitirici vuruş gelene kadar dikkatini dağıtırdı.

Maalesef, öyle yapmadı!

Direksiyonu tam gaz uçuruma sürer gibi, üstüne yürüdü, karşısına dikildi, dişlerini kılıç misali sallayan domuzun burnunun dibinde, heykel gibi çakıldı, bekledi.

N'apıyorsun diye çığlık attılar, nafile, kılını bile kıpırdatmadı.

Kararını çoktan vermişti.

Bile bile biçtirdi kendini.

Hasretten ölemeyince, kahrına bu yolla son vermişti, can yoldaşının yanına gitmeyi tercih etmişti.

Tukaş kadar insan olmayı başarabilsek, yeterdi.

Hani, habire haber yaparlar ya… Karadeniz'de aşırı yağış olmuş da, doğal afet olmuş da, HES'ler yüzünden yatağı değiştirilen dereler taşmış, ilçeler şehirler su altında kalmış filan.

Yalan.

Yalan.

Yalan.

Öğretmenin uyarılarına kulak tıkayanları, ibret almayanları, eminim seyrediyordur yukardan… Tukaş'ın gözyaşlarıdır aslında o yağan!

Ve, akıp geçti zaman…

10 yıl geçti aradan.

10 uzuuun yıl.

Unutulur dediler, nasıl olsa unutulur.

Üstünü örtmeye çalıştılar, dosyayı kapatmaya çalıştılar.

Başaramadılar…

Unutulmadı.

Eşi, kardeşleri unutmadı.

Oğlu unutmadı.

Doğaseverler, yurtseverler unutmadı.

Unutmadık, asla.

Israrla takip edildi, yapanların yanına kalmasın diye, ısrarla çabalandı… Nasıl olsa unutulur dedikleri öğretmen Metin Lokumcu davası, açılmasın diye her türlü engellemenin yapıldığı öğretmen Metin Lokumcu davası, 10 yıl sonra nihayet bugün başlıyor.

Normalde davanın Hopa'da görülmesi gerekiyordu.

Ama, güvenlik gerekçesi filan diye uydurdular, Trabzon'a aldılar.

Akıllarınca aileyi süründürmeye çalışıyorlar.

Hopa halkının duruşmaya katılımını engellemeye çalışıyorlar.

Dönemin Artvin emniyet müdürüyle Hopa emniyet müdürünün de aralarında bulunduğu 13 sanık yargılanacak.

Lokumcu Ailesi'nin temel amacı bu sanıkların illa cezalandırılması falan değil, hakettikleri cezalar verilse bile kimsenin kalbi soğumayacak, Metin öğretmeni geri getirmeyecek.

Bu sanıkların maşa olduğunu, emri verenin aslında kim olduğunu herkes biliyor!

Lokumcu Ailesi'nin hukuk mücadelesinin temel amacı, Akp hükümeti tarafından her fırsatta acımasızca kullanılan biber gazının kimyasal silah olduğunu, insanları öldürdüğünü kanıtlamak.

Tıpkı öğretmen gibi, hepimizi öldürebileceğini kanıtlamak.

Ailenin elinde bununla ilgili bilimsel kanıt var, Türk Tabipleri Birliği tarafından hazırlanan resmi rapor var.

Bu dava, sadece öğretmen Metin Lokumcu'nun davası değil.

Bu dava, sadece insan hayatının davası değil.

Bu dava, gözü dönmüş para hırsıyla kurutulan derelerimizin, doymak bilmeyen yağmayla zehirlenen topraklarımızın, vicdansız talanla katledilen ormanlarımızın, ekolojik dengeyi bozan zihniyet tarafından yokedilen kırlangıçlarımızın tavşanlarımızın sincaplarımızın kaplumbağalarımızın davası.

Metin öğretmen bedenen öldürüldü.

Metin öğretmen hukuken de öldürülürse, Türkiye'nin doğası da ölür.

Dedim ya…

Tukaş kadar insan olsak yeter.

“İnsan” olan herkesi, bu davayı yakından takip etmeye, peşini bırakmamaya, çevresine duyurmaya davet ediyorum.

Yorumlar (0)
12
açık
Puan Durumu
Takımlar O P
1. Beşiktaş 38 81
2. Fenerbahçe 38 79
3. Galatasaray 38 78
4. Trabzonspor 38 67
5. Hatayspor 38 60
6. Sivasspor 38 59
7. Alanyaspor 38 57
8. Gaziantep FK 38 55
9. Karagümrük 38 54
10. Göztepe 38 51
11. Konyaspor 38 48
12. Rizespor 38 45
13. Malatyaspor 38 44
14. Başakşehir 38 44
15. Kasımpaşa 38 43
16. Antalyaspor 39 43
17. Kayserispor 38 40
18. Ankaragücü 38 38
19. Erzurumspor 39 37
20. Gençlerbirliği 38 35
21. Denizlispor 38 28
Takımlar O P
1. Adana Demirspor 33 67
2. Giresunspor 33 67
3. Samsunspor 33 67
4. İstanbulspor 33 61
5. Altay 33 60
6. Altınordu 33 57
7. Ankara Keçiörengücü 33 55
8. Ümraniye 34 51
9. Tuzlaspor 33 47
10. Bursaspor 33 46
11. Bandırmaspor 33 42
12. Boluspor 34 42
13. Balıkesirspor 33 35
14. Adanaspor 33 34
15. Menemenspor 33 34
16. Akhisar Bld.Spor 34 30
17. Ankaraspor 33 26
18. Eskişehirspor 34 8
Takımlar O P
1. Man City 35 80
2. M. United 33 67
3. Chelsea 35 64
4. Leicester City 35 63
5. West Ham 34 58
6. Liverpool 34 57
7. Tottenham 35 56
8. Everton 33 52
9. Leeds United 35 50
10. Arsenal 34 49
11. Aston Villa 33 48
12. Wolverhampton 34 42
13. Crystal Palace 34 41
14. Newcastle 35 39
15. Brighton 34 37
16. Southampton 34 37
17. Burnley 34 36
18. Fulham 34 27
19. West Bromwich 34 26
20. Sheffield United 35 17
Takımlar O P
1. Atletico Madrid 35 77
2. Barcelona 35 75
3. Real Madrid 34 74
4. Sevilla 34 70
5. Real Sociedad 35 56
6. Villarreal 34 52
7. Real Betis 34 51
8. Athletic Bilbao 35 46
9. Granada 34 45
10. Celta de Vigo 34 44
11. Cádiz 35 43
12. Osasuna 35 41
13. Levante 35 39
14. Valencia 34 36
15. Getafe 34 34
16. Deportivo Alaves 35 32
17. Real Valladolid 34 31
18. Huesca 35 30
19. Elche 35 30
20. Eibar 34 26