Dünyada neden varız ? 
Zaman denen merhumun sadece bu dünyaya mahsus bir ölçümleme biçimi olduğu aşikar. Yaşadığı(mız) yada yaşıyor olmamız zaman ile ilişkili bir kavrama dönüşmüş. Zaman üzerine kurgulu bir sürecin dinamiklerinde yolculuğumuz devam ediyor.. Okul, iş,evlilikler vb tüm süreçler zaman ile ilişkilendirilmiş. 
Peki, bu sınırsız evrende toz zerresi kadar bile yerimiz olmadığını göz önüne alırsak, bizim bu zaman denen çarkların arasında sürekli akşam sabah, gece gündüz, yaş ve yaşlılık gibi süreçleri neden yaşadığımızı sorgulamamız gerekiyor. 
İşte burada aklıma bir soru geliyor, Bizim burada ne işimiz var? 
Filmi başa saralım. Önce ana rahminden dünya alemine geçiş yaptık. Tamamen yabancısı olduğumuz bir beden ve ruh denen iki eşsiz becerilere sahip donatılarla donatıldık. Kıyafetimiz ( bedenimiz ) zaman ile gelişim ve değişim göstermeye devam ediyor, her yıl üzerimizdeki bedenin eskidiğini ve tekrar yenilenmeyeceğini bile bile zamanın azalışına doğru kürek çekiyoruz.
Tekrar bu “insan denilen varlığa dönücek olursak ; Müthiş bir sanat ile yaratılmış olduğumuz belli, bu dünyada hepimizin mutlaka var olma sebebi var. Peki, kendime bu soruyo sorduğumda “Ufuk ne için bu dünyadasın?” diye,  belki de yıllardır uzun uzadıya bu sorunun cevabı ile meşgul olmuşumdur. Ancak meşgul olmak bir noktada yetmemekte, malum ölüm denilen süreç koşulsuz ve şartsız herkesin başına gelebilecek en adil sonuçtur. Ve ölüm zaman ile ilişkilendirilmiş bir kum saati gibidir, hepimizin ölümü an be an yaklaşmaktadır ve ne zaman ne şekilde olacağıda belirsizdir. Bu şartlarda , dünyada var olmamın sebebibi sorgularken zamanımın ne kadar kaldığınında farkında olmam gerekiyor. Bazen insanlar bitkiler kadar şanslı olmayabiliyor, her bitki belirli süreçte meyvesini verip, görevini tamamlamaktadır. Konu insan olduğunda bazen insanların bu dünyada neden var olduklarını anlamaları çok uzun zamanlar almakta ve ömür buna yetememektedir. 
Bu noktadan hareketle, dünyada yaşamanın zor olduğunu, binlerce dert ve sorunla meşgul olduğumuzu göz önüne aldığımızda işlerin hiç kolay olmadığınında farkında oluyoruz. Her gün hem iş güç ekmek derdi ile çırpınırken, üzerimize düşen dünya kadar işi hallederken, içimizde bitmeyen açlık, nefis ve istekleri yerine getirmek için bu kadar ugraşırken, aynı zamandada aklı selim olarak düşünerek sahi herşeyi boşver “ Biz burada ne arıyoruz” diye düşünmeye çok vakit ayıramıyoruz. 
Ardından yaşanılan bu dünyada ne olduğun yada kim olduğunun ötesine çıkmak gerektiğini anlıyoruz. Çünkü dünyada doğmak ve ölmek kavramlarının tüm dünya insanları tarafından kabul edilen ortak bir sonuç olduğu kabul edilmektedir. Tüm insanlar tarafından kabul gören süreçlerin enine boyuna düşünülmesi gerektiğine inanıyorum. 
Çünkü çok zengin bir birey olman, yada dünyanın en zeki insanı olman senin ölüm tarihinde uzama ve kısa oluşturmuyor. Yani kim olursan ol ne olursan ol “ölüp gideceğin” nettir. 
Buda gösteriyor ki bu dünyada zirve olmak yada dip olmanın nihai sonucu çok değiştirmediği anlaşılmaktadır. Peki ne yaparsa insan bu dünyada karlı çıkar? İŞTE Bu hususta insanlara cevap verebilen tek şey inançtır. Dinler insanın bu alemde var olma sebeplerini, görev ve sorumluluklarını belirtirken aynı zamanda da ölümden sonrası için açıklayıcı olmaktadırlar. Yani ölümden sonrasının cevapları dinde saklı. 
Zaman zaman bazı insanların çok fazla çağdaş dünyaya ayak uydurup, “Kalbin temiz olsun” yeter demelerini gözlemliyorum. Ancak hiç bir din kitabında sadece “Kalbin Temiz Olsun Yeter” ibaresi ile karşılaşmanın mümkün olmadığı gözükmektedir. İnsan bu dünyada var ise, varlığının neden ve sonuçlarını sorgularken aynı zamanda da inandığı dinin bilincinde olması gerekiyor. Kuru kuruya müslümanım demek yetmediği gibi, kuru kuruya çalışmadan okumadan emek verip mücade etmeden ne doktor ne avukat nede öğretmen olunamıyor. Yani her işte bir gayret ve emek gerekiyor.  Yani inandığımız bir gerçek varsa ölüm ötesi için, mutlaka bunu doğru kaynaklardan çok iyi öğrenmeli ve ölümden sonrası alem için bir farkındalık ve farklılık oluşturmamız gerekiyor.  
Ben bir müslüman olarak diğer dinleride inceledim. Diğer dinlere göre, İslamın getirdikleri ve vaatlerini incelerken en çok dikkatimi çeken husus “imanın farzlarıdır”. 
Bazı gençler, diğer dinlerinde islam gibi olduğunu savunarak, islamın farklılık ve zenginliğinin farkında olamıyorlar. Ben islam’a inanarak imanın farzlarında yer alan 6 esası yerine getiriyorum. 
Îmâmın Şartları (6)
1- Allahü teâlânın varlığına ve birliğine inanmak.
2- Meleklerine inanmak.
3- Allahü teâlânın indirdiği kitâblarına inanmak.
4- Allahü teâlânın Peygamberlerine inanmak.
5- Âhiret gününe inanmak.
6- Kadere, ya’nî hayr ve şerlerin (iyilik ve kötülüklerin) Allahü teâlâdan olduğuna inanmak.
Şimdi bir müslüman imanın farzlarına bakarak diğer Peygamberlere, diğer kitaplarada inanmış olmaktadır. Yani bir müslüman diğer bütün hak kitapları ve Peygamberleri kabul etmektedir. Buda gösteriyor ki islamiyete inanan bir insanın bu dünyada var olan hak dinlerin hepsine inandığı neticesini doğuruyor. Ancak diğer dinlerin islamiyeti kabul etmemesi ve islamiyetin son din olduğunu göz önüne almalaları diğer dinler için büyük risk barındırmaktadır. Bir müslümanın ölümden sonrası hayatında “tüh ben yanlış dine inanmışım” gibi bir kaybı olmayacaktır. Çünkü islamiyet bütün hak kitapları ve bütün hak peygamberleri kabul eden en kapsamlı en güzel dindir. 
Bize düşen ise , bu dünyada ne arıyoruz sorularının cevabını verecek olan hak kitap Kuran-ı Kerimi anlamaktır.  Ben bu yazıyı yazıp bitirene kadar yaklaşık 2-3 saat sadece yazma sürecim oldu, daha öncesi düşünme zamanlarınıda katarsak 6-7 saatlik bir sürecimi aldı. Yani bayağı bir zamanım daha azaldı bu süreçte. Dün ve bugün arasında yaşadığımız an ile 18 ile 50 yaş arasında yaşadığımız mesafe aynıdır. Dünya hayatı bir andır sadece, ancak öbür dünya yani ölümden sonrası hayat her zaman sonsuzdur ve zaman merfumu orada yoktur. 
Zamanımız azalıyor, bazılarımız dünyanın materyalleri ile ugraşmaktan asıl gerçekleri anlama fırsatları olmuyor. Kalbim temiz demekle kurtulmak yada Allahın emir ve yasaklarını anlamadan aman boşver diyerekte “Ölüm” gerçeği değişmiyor. Gün gelecek ve kim olduğun ne olduğun önemsizleşerek herkes “ölecektir”. Unutmayın kimi severseniz sevin, çift kişilik mezar yoktur. 
Hayatı bırakın yada yaşamayın yada yaşamayalım demiyorum. Ancak bu dünyada neden varız bu gerçeği lütfen ıskalamayalım. Çünkü bu öyle bir ıskalama oluyor ki geri dönüşü olmayan bir sonuç ile sonuçlanıyor.
Dünya denilen yer bana büyük geliyor, ancak evrende bir toz tanesi bile değil.Bu toz tanesi bile olmayan yerin içerisine beni koyan ve sürem dolduğunda beni buradan başka bir aleme götürecek elbet bir güç var.  Ve bu gerçek değişmeyen ve değiştirilemeyen bir sonuçtur.
Kuran-ı Kerim’i doğru anlayıp onu klavuz edinerek sonsuz bir hayata hazırlıklarımızı yapmamız gerekiyor. Buna zaman ayırmazsak, bu dünyada zaman ayırdığımız boş eylemlerin hiçbirisinin bize bir sonsuz gelecek getirmeyeceğini hatırlayalım.
Yaşıyorsak, ebedi ve sonsuz bir hayat için hazırlıklı olalım...
Unutmayalım “Ölüm Ölmüyor...
Ve biz bir yolcuyuz..


Ufuk Demiray - İstanbul

www.twitter.com/ufukdemiray


 

Yükleniyor...
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.