Bir anda herşey değişebiliyor. Peki ya biz değişime ne kadar hazırız? Aranızda en özgür, en herşeye uyum sağlamaya hazır yürek bile, bazı görünmez bağlarının esiri aslında. Her bahar yazarım, gereksiz tüm eşyalardan, düşüncelerden, kişilerden, her türlü fazlalıktan kurtulun diye. Size ait olanları sevmeye yer açmak için, biraz hafiflemek gerekli. Peki ama ne bize ait, biz neye aitiz aslen, hiç düşündünüz mü? Bizi biz yapan özelliklerimizi de elimizden alırlarsa, o zaman biz kim olacağız? Ne mi diyorum? Özellikleriniz de değil mesele ey okur, ''asıl siz’’ siniz mesele. Tüm özelliklerinizden, yeteneklerinizden, kaşınızdan gözünüzden ziyade bir siz var içinizde. Kolunuz da kopsa, saçınız da dökülse, o böbürlendiğiniz yetenekleriniz de körelse, siz yine sizsiniz. Yani asıl beslemeniz gereken yer daha derinlerde diyorum...

Biraz açalım da, ''yine çok felsefik yazmışsın'' diyenlerin hatırı kalmasın. Geçen hafta, hasta hasta sahneye çıktım, niye mi çıktım? Sahne çünkü bu, en sevdiğim şey, beni ben yaptığını düşündüğüm yeteneklerimi sergileme alanım. Kendimden daha çok önemsediğim bir hal almış belli ki, kırk derce ateşe rağmen, istifimi bozmadan, tam performans sergiledim, yaklaşık iki buçuk saat. İyi halt ettim, bir gün sonra, gözyaşları içerisinde hastanedeydim. Hayatımda ilk kez, sesim komple sessizliğe gömüldü, düşmeyen ateş ve pert olmuş ciğerlerimle, benden eser yoktu bana göre artık... Doktor mesleğimi sorduğunda, çıkmayan sesimle gözyaşlarına boğuldum. Sesi olmayan bir şarkıcı! Beynim kısa devre yapmadan evvel şu yönde çalışmaktaydı: Ya sesim geri gelmezse? Tiyatrocuyum da ben neyse ki ama bu sesle tiyatro da yapılmaz, neyse şarkı yazmaya devam ederim, kitap işini de hızlandırmakta fayda var…. Hala kendimi değil, beni ben yaptığını düşündüğüm özelliklerimi düşünmeye devam ediyordum. Sanırım panik atak denilen meret de bu düşünce şekliyle kapıyı çalıyor olsa gerek ki, akşamına kalp çarpıntısından bir posta daha ağladım. Sadede gelecek olursam, ben ettim, siz etmeyin sevgili okur. Sizi siz yapan özellikleriniz elbette hayatın hediyeleridir. Ancak onların kıymetini bilmek demek, o özelliklere fazla tutunmak, onların sizi yönetmesine izin vermek, hatta kendinize zarar verecek kadar çok sevmek demek değil. ''Şarkı söylemeyi çok seviyorum, işimin sorumluluğu herşeyden önemli'' derken, sesimden oluyordum, sesi geçtim, kendimden olmama ramak kalmış. Oysa yapmam gereken, hasta hasta kendime ve yeteneklerime yüklenmemekti, dünya durmazdı, sadece bir konser ertelenmiş olurdu, o kadar. 

BAŞA GELEN ÇÖZÜLÜR
O günden beri düşünüyorum, bu beden de bir hediye, üstelik hediye edildiği gibi kalmayan bir hediye. Nasıl bakarsan, o kadar hizmet veriyor. Bir trafik kazasında belden aşağısı felç olan bir balet tanıyorum. O halen balet, hala kalbi dans için atıyor, hatta tekerlekli sandalyesi ile dans gösterileri yapıyor. Değişime her şartta hazır olmak, bu demek işte! Bir daha asla iki bacağının üstünde dans edemeyecek olması, onu olduğu kişi olmaktan alı koymamış. Başa gelince çekiliyor herşey ama mühim olan çekmek değil, çözüm bulmak, o pek övündüğümüz yeteneklerimiz elimizden alınsa da yaşama yeteneğimizi kaybetmemektir asıl mesele. Ben, müziği, oyunculuğu, yazamayı, çalmayı, üretmeyi çok seviyorum. Bu yetenekler bana verildiği için ne kadar şanslı olduğumu biliyorum sanıyordum ama bilmiyormuşum meğer, hor kullanmışım. Bu hafta sevmeye dair bir şey daha öğrendim ve sizlerle zevkle paylaşmak isterim: Gerçekten sevmek, sevdiğin şeye iyi bakmakla oluyor. Tutunup da bırakmamak, sevdiğin şeyin sonunu getirebiliyor. Geçen haftalarda, kendinizi daha çok sevin derken, ufak bir noktayı kaçırmışım, bıraktım buraya, lazım olunca camı kırıverin ;) 

Bu bahar reçetesi de yüksek sesle tekrarlayacağımız bir olumlamadan ibaret olsun sevgili okur, tüm hasta olanlara şifa dileyerek başlıyorum, siz de mesleki bölümü, kendi işinize göre düzenleyip, sonra yüksek sesle söyleyin:

Ben, hastalıklara pabuç bırakmayan ben, asla yatıp dinlenmekten hoşlanmayan, ‘'gripmiş, o benden korksun'’ deyip, ayakta atlatmaya çalışan ben, boğazım ağrısa da ''sahne susmaz'’ deyip, ateşli ateşli sahneye çıkabilen ve bunu da çok önemsemeyen ben, kendime söz veriyorum, bir daha bedenimi de en az ruhum kadar dinleyeceğim. Aidiyetim ruhuma da olsa, bedenimin bana sunduğu güzellikleri koruyup, kollayacağım ki, ruhumla bedenim muazzam bir ahenk yakalasınlar. Kolum da kopsa, sesim de sussa, hertürlü yeteneğim de körelse, ben yine olduğum gibi benim ve ruhumla da güzelim. Yapabileceklerim değil, önce varoluşumdur beni ben yapan ve hayata anlam katan!
Bu bahar etraf yine rengarenk, bahar dalları açtı, yüzümü doğaya dönüyorum ve biliyorum ki, değişimden korkan çiçek açamıyor...

Ben mor salkımım, ya siz?

                                                                          Aşk’a uyanın, gerisi kolay…

MERVE ÇALOĞLU

merve.caloglu@sondakikaturk.com.tr

mervecaloglu.com

Yükleniyor...
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner54

banner53